İmparatorluğun yıkıntıları


Türkiye’yle bu kadar yakından ilgilenen bir yazarın, Pankaj Mishra’nın kitaplarını Türkçe okuyamamamız gerçekten de acıklı bir durum. Oysa edebiyat dergilerimiz ve gazetelerimiz Mishra’nın son zamanlarda girdiği entelektüel tartışmaları haber yapmaktan geri durmadı hiç. Salman Rüşdi, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Mo Yan’ı Çin devletinin yardakçısı olarak tarif ettiğinde mesela Mishra hemen itirazını dile getirmiş, “Bir İngiliz yazar siyaset konusunda sessiz kalınca ona bir şey demiyoruz ama Mo Yan devlete istediğimiz gibi isyan etmiyor diye onu yardakçı olarak yaftalayabiliyoruz,” minvalinde laflar etmişti. Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri romanına dair hatıralarını anlatan otobiyografisi Joseph Anton’daki siyasi sorunlara işaret ettiğinde de aynı yazarı öfkelendirmeyi başarmış, ama asıl büyük tartışmayı İskoç asıllı iktisatçı Niall Ferguson’u İngiliz emperyalizminin apolojisti olmakla itham ederek başlatmıştı. Ferguson, yazının çıktığı London Review dergisini hakaret davası açmakla tehdit etmiş, Britanya liberalizminin mirası bir anda yeni bir tartışmanın konusu haline gelmişti.

Konfor bozmayı, doğrucu Davut olmayı, bildiklerimizi tersyüz etmeyi seven bir yazar Mishra. Yeni kitabının uzun başlığını İmparatorluğun Yıkıntılarından: Batı’ya Karşı İsyan ve Asya’nın Yeniden Yapılışı şeklinde çevirebiliriz sanırım. Mısır’dan Hindistan’a, Çin’den Türkiye’ye on dokuzuncu yüzyıldan itibaren Batı-dışı toplumların Batılılaşma macerasını bir grup düşünürün kitaplarını analiz etmek suretiyle resmetmiş Mishra. 1897 senesinde İstanbul’da ölen İslam modernisti Cemaleddin el-Afgani’den ezilmiş halkların ulusalcılığının herkesin başına bela açacağını öngören Tagore’ye ve Yeni Çin’i inşa etmek için eskisini kökten söküp atmanın bir zorunluluk olduğunu düşünen Mao Zedung’a bir dizi düşünürün zihninde bir yolculuğa çıkarmış okurunu.

Kitabın bibliyografya notunda çalışmalarından faydalandığını söylediği Osmanlı tarihçisi Şükrü Hanioğlu’nun Osmanlı aydınları hakkında yazdığı bir kitabında yaptığının bir benzerini yapmış. Son döneminde imparatorluğu kurtarma çabasına girişen düşünürlerin açmazlarını sıralarken Mustafa Kemal’in başlarda pan-İslamizme yakın durmasına karşın Sultan Abdülhamid’in el-Afgani gibi İslam modernleşmecileriyle arasına mesafe koyması gibi ilginç ayrıntıları da vurgulamış. Ayrıca Türkiye’nin 2000‘lerdeki siyasi seyrine dair pek çok ilginç gözlem yapmış.

On dokuzuncu yüzyılda Britanya ve Fransa’nın sömürgesi olarak yaşamış büyük medeniyetlerin nasıl tarih sahnesine geri dönüşler yaptıklarını, Batı medeniyetinin hakimiyetinin büyük tarihsel resme bakıldığında ne kadar kısa sürmüş olduğunu göstermiş Mishra. Türkiye gibi şahsiyetini yeniden keşfetmiş olumlu örneklerin dahi Batı’nın iktisadi ve siyasi paradigmalarına büyük alternatifler üretemediklerini söylediği son bölümler Mishra’nın karamsarlığının bir ifadesi. Lakin yalnızca böyle bir kitabın dahi yazılmış olması Batı-dışı toplumlardaki entelektüel birikimin hiç de yabana atılır olmadığını kanıtlamak için yeterli bana kalırsa. Şimdi sırada bu çok önemli kitabı Türkçeye çevirmek var.

15 Ağustos 2013 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı

No comments: