Fırtınalar koparsa kopsun


Bundan birkaç sene önce, okuduğum kitapların adını Twitter’a yazmayı alışkanlık edindiğim günlerde Narcissus’un Zencisi’ni bitirmiş, İngilizce ismini tweet’ledikten sonra kitabı bir kenara koymuştum. İki dakika sonra bana hitap eden bir tweet belirdi ekranda. “Irkçı ifadelerle savaş hesabı”ndan gelen bu otomatik mesaj, ‘nigger’ sözcüğünü kullandığım için uyanıyordu beni. “Lütfen ırkçı ifadeler kullanmayalım, dikkatli olalım,” diyordu özetle.

Daha ilk yayımlandığı günlerde Narcissus’un Zencisi’nin ismiyle (İngilizcesi: “The Nigger of the ‘Narcissus’”) Conrad’ın başına bela açacağı belliydi. O sıralarda ‘nigger’ sözcüğünün ayıp olarak görülmesi değildi bunun sebebi. Bilakis bu ifade rahatlıkla kullanılıyor, kimsecikler de çıkıp “ayıp oluyor arkadaşlar” demiyordu. Sorun, bir kültür ürününün evrim merdiveninin daha alt basamağındaki canlılarla alakalı olduğu izleniminin yaratılmasıydı. Bu korkular ve endişeler neticesinde kitap Amerika’da “Denizin Çocukları” adıyla yayımlandı. ‘Nigger’lı orijinal başlık ise köleliği yıllar evvel kaldırmasıyla gururlanan İngiltere topraklarında çıktı okurun karşısına.

Elbette bu anlattığım durumun paradoksal bir yanı vardı. Ne de olsa bahsi geçen kitabın yazarı Conrad edebi hayatının tamamını güya aydınlanmış Avrupa’nın geri kafalı olarak gördüğü karanlık ırkları zorla adam etme mücadelesinin altını oymaya vakfetmiş bir yazardı. İlerleme, aydınlanma, çağdaşlık fikirlerini sorunlu buluyor, bunlara inanmayı reddediyordu. Afrika’ya ve Asya’daki Müslüman milletlere ilerleme, gelişme, bilim fikirlerini top, tüfek ve kırbaçla benimsetmeye girişen aydınlanmacı Avrupa’nın işlediği suçların çetelesini tutuyor, bu yüzden de ondan çağdaşlığı savunmasını bekleyen edebiyat çevrelerinin tepkisini çekiyordu. Netice itibariyle herhalde bu romanının yayımlandığı 1897 senesinde Londra’da bir Afrikalıya yalnızca sempatiyle değil, onun tarafını tutarak da bakabilen az sayıda yazardan biriydi Conrad.

İlk mühim romanı olarak kabul edilen Narcissus’un konusu tam da buydu zaten: Avrupalıların ‘öteki’ne karşı ikircikli tavrı yani. Hikayenin merkezinde James Wait isimli bir denizci ve onun çalışmak üzere bindiği lakin hayatının belki de en kötü anlarını geçireceği Narcissus isimli gemi vardır. Anlatıcımız yaşananları dışarıdan izler; bir süre sonra olaylarda yer alacak olsa da asıl işi gözlem yapmak olan biridir. Wait’in ilk defa diğer gemiciler arasında arzıendam ettiği ve herkes tarafından uzun uzun süzüldüğü sahneyi öyle bir tarif eder ki anlatıcımız, ‘öteki’ni tanıma ve garipseme sürecine dair edebi bir örnek vermek istediğimizde aklımıza hemen bu an gelir.

Conrad bize bir yandan da gemideki diğer karakterleri, Kaptan Alistoun’u, deneyimli Singleton’ı ve diğerlerini tanıtır. Böylece sefere çıkmasından evvel gemideki ortamı tanır, bu insanların başlarına geleceklere ne tür tepkiler vereceklerini merak etmeye başlarız.

Narcissus’un Zencisi’nin güzelliği, bazılarında kısmen hareketsiz, olaysız geçen Conrad kitaplarına oranla gayet hareketli, maceralarla dolu bir roman olmasıdır. Conrad’ın en karmaşık kitabı Lord Jim’in aksine burada olaylar kronolojik sırayla anlatılır. Karanlığın Yüreği’ndeki gibi kendisine anlatılanları anlatan bir anlatıcının anlattıklarını dinlemek gibi durum sözkonusu değildir. Kitap üstüste binmiş böyle katmanlardan oluşmaz, tek bir anlatıcı ve onun şimdiki zamanda gördüklerinden ibarettir.

Narcissus, Conrad’ın gerçek bir seyahatini dramatize ettiği ve bunu yaparken geminin gerçek adını kullandığı yegane kitaptır. Diğer romanlarda isim değiştirmeyi gerekli görürken Conrad burada geminin adını doğrudan kullanır. Bombay’den (bugünkü adıyla Mumbai) bindiği ve 1864 senesinin Ekim ayında onu Ümit Burnu’na götüren gemideki yaşantılarını çok değiştirmeden anlatmış, o seyahatte başına gelenleri unutamadığı Joseph Baron’u James Wait’e dönüştürmüştür.

Narcissus’un en unutulmaz yanı herhalde fırtına sahneleridir. Kitabın farklı şahsiyetleriyle tanıştığımız bölümün ardından yaşanan büyük fırtınayı Conrad adeta bir Turner tablosu gibi epik ayrıntıları ve insanın başını döndüren görkemiyle tarif eder. Bu arada tüberküloz hastası Wait, fırtınayla boğuşan mürettebat için tam bir baş ağrısına dönüşür. Ya onu ölüme terk edecek ya da Wait’i kurtarmak için mücadele edeceklerdir. Conrad okyanusun ortasında, dış dünyadan bütünüyle yalıtılmış haldeki mürettebatın en çıplak, hakiki halini bize göstermeye çalışır. Alistoun ve Singleton’ın karakteriyle diğer tayfalarınki arasındaki fark, bize yalnızlık, ortak yaşam, başkası için dertlenmek gibi meselelere dair çok şey söyler.

Wait gemideki tek siyah denizcidir ve ötekiliği ona Conrad’ın gözünde mitik bir nitelik kazandırır. Tıpkı Lord Jim’de olduğu gibi denizcilerin yaptığı her hareketin sembolik bir yanı vardır, tıpkı burada Wait’i ölümüne terk etmeyi düşünen denizcilerinkinde olduğu gibi.

Narcissus’un Zencisi’nin en ilginç yanlarından biri de Conrad’ın bir romancı olarak amacını en açık biçimde ifade ettiği giriş bölümüdür. Burada Conrad yazılı sözcüklerin gücüyle bizim işitmemizi, hissetmemizi ve her şeyden önemlisi görmemizi sağlamanın bir sanatçı olarak görevi olduğunu yazar. Romancının görevi deneyimi yeniden yaratıp onu bize yaşatmak, deneyimin unutuluşa karışmasını engellemektir. Bu anlamda yazarlık bir nevi kurtarma faaliyetidir. Böylece Conrad’ın hatıraları arasında bekleyen Joseph Baron, yazarın onu kurtarıp yeniden yaratmasıyla bizim için görünür hale gelir. İsmini hiç bilmesek de Narcissus gemisinde ölümle yaşadığı mücadeleyi aklımızdan çıkaramaz, Conrad sayesinde kendimizi hayatta hiç tanışmadığımız bu adam için dertlenirken buluruz.


Ridley Scott’un gözdesi
Joseph Conrad’ın pek çok hayranından biri de İngiliz film yönetmeni Ridley Scott. Usta sinemacının Jeff Bridges’ın rol aldığı Dostluk Denizi filminde Conrad romanlarının izlerini görmek mümkün. Ancak Scott’un Conrad’a olan hayranlığını en belirgin biçimde dile getirdiği yer, efsanevi film serisi Yaratık (Alien) olmuştu. Buradaki uzay gemisinin aracını Narcissus, geminin kendisini ise bir başka Conrad romanının adı olan Nostromo olarak adlandıran Scott, böylece Conrad’ın denizlerde geçen serüvenlerine uzayda geçen kendi hikayesinde selam göndermişti.

Sansürlü versiyonu tartışma yarattı
Amazon’da Conrad’ın bu romanının pek çok versiyonu satılıyor, bunlardan en ilginci ise kuşkusuz WordBridge yayınlarının 2009 tarihli edisyonu. “The N-word of the Narcissus” adıyla yayımlanan kitabın özelliği, orijinal metinde yer alan bütün ‘nigger’ sözcüklerini ‘n-word’ ifadesiyle değiştirmesi, yani Conrad’ın bugün bize siyasi olarak yanlış gelen ifadesine müdahalede bulunması. Editörler kitabın önsözünde, sırf başlığındaki ifade yüzünden Amerika’da hiçbir okulun müfredatına almadığı bu kitabın içeriğinde değişiklik yapmak suretiyle edebiyat ve ırkçılık konularını yeniden gündeme getirmeyi istediklerini belirtmişler.

[Narcissus'un Zencisi, Joseph Conrad, çeviren: Erhun Yücesoy, Can Yayınları]

16 Ağustos 2013 tarihli Sabah Kitap'ta yayımlanan yazı

No comments: