Amerikan hükümetinin yeni baş belası


Yeryüzünün en büyük istihbarat teşkilatının aile sırlarını dünyayla paylaşmaya karar verdiyseniz bazı tehlikeleri de göze almışsınız demektir. Edward Snowden eski bir CIA çalışanı olarak başına ne tür bir bela açtığının gayet iyi farkındaydı. Mayıs ayının ortalarında kız arkadaşına birlikte yaşadıkları Hawaii’den birkaç haftalığına “uzaklaşacağını”, ofisteki şefine ise “epilepsi tedavisi göreceğini” söyledi. Bavullarını topladı. Sonra bir uçağa bindi. 20 Mayıs günü Hong Kong’a ulaştı. Orada kaldığı üç haftayı bir otel odasında geçirdi. Hükümetin nasıl kişisel bilgilerimizi topladığına dair belgeleri İngiliz basınının yıldız muhabiri Nick Davies önderliğinde çalışan Guardian ekibine ulaştırdı. Yerleştiği lüks otel odasından bu süre boyunca yalnızca üç defa dışarı çıkmıştı. Bütün yemeklerini içeride yemiş, kimse onu dinlemesin diye odasının kapısına yastıklar koymuş, gizli kameralar görmesin diye bilgisayarda şifre girerken kafasının ve bilgisayarın üzerine kırmızı bir başlık geçirmişti. Karşısında yerini tek bir tuşla tespit edip tek bir emirle otel odasının içini görüntüleyebilecek donanıma sahip bir teşkilat olduğunun farkındaydı.

Snowden, aralarında Microsoft, Google ve Facebook’un da bulunduğu internet şirketlerinin Amerikan devletine e-postalarımıza ve chat kayıtlarımıza varıncaya dek kişisel bilgilere erişim izni verdiğini ortaya çıkarmıştı. Bu arada projenin kod adını paylaşmayı da ihmal etmemişti. PRISM isimli programa ait PowerPoint sunumları Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin yasadışı faaliyetlerini gösteriyordu ama yaşananlardan sonra Obama kadar Snowden’in da başı belaya girecek. Bu tür durumlarda yargı süreçleriyle uğraşmayı sevmediğini söylediği CIA’in ondan “kurtulmaya” karar vermesinden korkuyor.

Lise mezunu. 2003 yılında Amerikan ordusuna katılmış. Irak’a gittiğinde savaşın gerekliliği konusunda aklında soru işaretleri oluşmuş. 2007 yılında İsviçre’ye gönderilmiş. Buradaki görevi bilgisayar ağlarının güvenliğini sağlamakmış. CIA’in insan haklarını ihlal ettiğini, insanlar hakkında kimsenin kontrol edemediği ölçekte bilgi topladığını kendi gözleriyle görmüş. Bir sonraki adresi ise Japonya’ymış. Ulusal Güvenlik Dairesi için çalışırken kurumun nasıl internetteki bütün “konuşma ve hareketleri” görmeyi sağlayan sistemler kurduğuna tanıklık etmiş.

1987 doğumlu Bradley Manning’i hatırlarsınız. Wikileaks’e aralarında Amerikan devletine ait 250 bin diplomatik yazışma ve savaş video’larını sızdıran Manning’in itibarını zedelemek için hükümet her şeyi yapmıştı. Kimilerinin gözünde ise bu onu bir ilah haline getirdi. Manning davası Haziran ayının ilk günlerinde başladı. Hayatının sonuna kadar hapiste kalma tehdidi altında yaşayan Manning’le Snowden arasında pek çok benzerlik var. İkisi de Irak savaşına katılıp burada gördüklerinden öfkelenmiş. İkisi de bilgisayar dehası. İkisi de bilginin özgürce paylaşılması davasına angaje. Ve ikisi de güvenlik duvarlarını nasıl aşacaklarını çok iyi biliyor. Washington Post’ta yayımlanan bir makaleye göre Pentagon, 2010‘daki WikiLeaks olayının ardından güvenlik sistemlerini sağlamlaştırmış, USB sürücülerin kullanımını yasaklamış, özel kimlik doğrulama sistemlerini devreye sokmuştu. Buna rağmen Snowden şebekeye ait bilgileri kopyalayıp insanlarla paylaşmakta hiç zorluk çekmediğini söylüyor.

Diplomatlar ve konuştukları kişiler hakkında her tür özel yazışmayı Assange’la paylaşmaktan imtina etmeyen Manning’den farklı olarak Snowden daha özenli bir iş çıkardı. İstihbarat şebekesinde çalışanların özel bilgilerini sakladı; asıl derdi Amerikan hükümeti ve internet şirketleri arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaktı ve bunu da başardı. Geçen hafta ifşa ettiği yeni belgelerden öğrendiklerimiz arasında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in telefonlarının bundan dört sene önce Londra’daki G-20 toplantısında gizlice dinlendiği bilgisi de var.

 

Snowden gizemli bir adam. Hakkında bilgi edinmek kolay değil. Ne Twitter’da hesabı var ne de Facebook’da. Perdenin arkasında duran bir bilgisayar dehası olarak sitelere verdiği bilgileri kimin görebileceği sorusunun cevabına fazlasıyla hakim. Guardian’a röpörtaj verdiği otel odasından ayrılıp sırra kadem bastığında gazeteciler endişelenmiş ama başının çaresine bakacağını da hissetmişlerdi. Kendi hayatta kalma yeteneği dışında onu cesaretini alkışlayan bir kitle de var. Yüz binlerce insan, özel hayatlarının nasıl gözetlendiğini ifşa etme cesaretini gösteren bu adamın güvenliği ve sağlığı için endişeleniyor artık.

No comments: