Her şey ofiste sıkılanlar cemaati için


“Ofiste sıkılanlar cemaati.” BuzzFeed’in kurucusu ve CEO’su Jonah Peretti, geçen ay Londra’da katıldığı bir konferansta sitesinin kullanıcı tabanını açıklarken kullandı bu ifadeyi. Kastettiği, bir iş gününü ofiste internette gezinerek, arkadaşları ve akrabalarıyla tuhaf haberler, nostaljik resimler ve şirin köpek fotoğrafları paylaşarak geçiren yüz milyonlarca insandı. Muhtemelen sizin de üyesi olduğunuz bu cemaat hem içerik sağlayan gazetecilerin hedef kitlesi haline geldi hem de reklam veren şirketlerin. BuzzFeed’in başarı formülü, bu iki dünyayı rahatlıkla birleştirmesinde gizli.

Peretti 30’lu yaşlarının sonunda bir müteşebbis. YouTube, Twitter gibi sitelerin arzıendam etmesinden önce, insanların içerik paylaşmak için birbirlerine e-posta “yönlendirdikleri” günlerde bir şirketin insan hakları siciline dair hikayesini adres defterindeki arkadaşlarına göndermiş. Arkadaşları da kendi arkadaşlarına. O diğer arkadaşlar da kendi arkadaşlarına... Anarşist medya dergisi Adbusters’a abone olan, internetin yapısıyla insanın özgürleşmesi arasındaki ilişkiler üzerine kafa patlatan Peretti’nin bu hamlesi sayesinde insan hakları bir anda dünya çapında yüzbinlerce kişinin gündemine girmiş. Bir kitle gazetesinin manşetten patlattığı büyük bir haberden farklı olarak, kulaktan kulağa, bir posta kutusundan diğerine yayılan hikaye, yeni yüzyılda reklamcılık ve internet nasıl işler konusunda Peretti’nin gözlerini açmış. Sitesinin adındaki “buzz” zaten tam da böyle bir fenomeni tarif ediyor: aniden herkesi esir alan, birinden duyup bir başkasına anlattığımız bir hikayeyi.

 

BuzzFeed’in işi herkesin konuştuğu hikayeleri tespit etmek. Bu işi, internette olup bitenleri inceleyen karmaşık bir algoritma kullanarak yapıyorlar. Sonra, herkesin neden bahsettiğimizi tespit edince onu hemen manşete çekiyorlar. Bahsi geçen hikaye, büyük medyanın daha geleneksel gündeminin aksine (önemli siyasi gelişmeler, felaketler gibi) çok niş bir konu da olabiliyor, en hüzünlü Ankara kedileri gibi kel alaka bir konu da. BuzzFeed’ciler, ellerinde editoryal sopalarıyla “bu konu okunacak, oku” diyen eski medya kurmaylarından çok farklı kafalardalar. Daha çok “abi ya çok tatlı bir hikaye duydum, sus da bi’ anlatayım” diyen sıra arkadaşınıza benziyorlar.

Çarşamba günü öğle saatlerinde “manşete ne koymuşlar” diye bakmak üzere siteye girdiğimde BuzzFeed’i veciz bir biçimde özetleyen bir hikayeyle karşılaştım. “Zero Dark Thirty ve Ordu’nun Sansürlediği Diğer Dokuz Film”. Birkaç saat içinde 50 bin kişinin okuduğu yazı, CIA’in nasıl Zero Dark Thirty’nin senaryosundan bazı sahneleri çıkarttığını birkaç paragrafta özetleyerek başlıyor, Top Gun’dan Star Trek’e, resimleri ve ufak hikayeleriyle diğer sansür hikayelerini anlatarak devam ediyordu. Yazının sonuna geldiğimde bol resimli bir kitabın sayfalarını çevirmiş gibi hissettim kendimi. BuzzFeed’in sattığı şey tam da bu deneyim zaten. Sıkmadan, yormadan, kafayı çok zorlamadan hoşça vakit geçirtme deneyimi. Üstelik herkesin konuştuğu mevzuyla ilgilendiğinizi bilme garantisiyle.

BuzzFeed’in içeriğini kısmen kullanıcılar, kısmen şirketin maaşlı çalışanı olan editörler, kısmen de dünyanın en büyük şirketlerinin sosyal reklam uzmanları hazırlıyor. Siz de siteye üye olup “Yılmaz Erdoğan’ı Bize Sevdiren Dokuz Çok Güzel Hareket” veya “İçinden Boğaz Geçen En İyi 10 Amerikan Filmi” gibi bir başlık yaratabilir, hikayeniz kulaktan kulağa yayılacak mı, yayılırsa ne hızda yayılacak, izlemeye koyulabilirsiniz. Şayet siteye düzenli reklam veren onlarca kuruluştan biriyseniz özel bir kapıdan içeri alınıyorsunuz. Hazırladığınız listelerin daha çok kişiye ulaşması için BuzzFeed elinden geleni yapıyor; sosyal medya uzmanlarının bizzat BuzzFeed bürosundan yönettiği operasyonlarla Facebook ve diğer mecralar üzerinden BuzzFeed reklam-içeriklerini mümkün olduğu kadar çok sayıda okura gösteriyor.

Gazeteciler camiasında BuzzFeed’e uyuz olan mühim miktarda kişi mevcut. “En güzel Dalmaçya köpekleri sayfası hazırlamanın neresi habercilik oluyor” diye soranlardan bahsediyorum. Veya BuzzFeed’in reklam sponsorlu içerik üretmesini ağlamaklı gözlerle izleyip “içerik-reklam ayrımına ne oldu” diye isyan edenlerden. Bu gazetecilere göre BuzzFeed, binlerce kelimelik denemelerin, kılı kırk yararak hazırlanmış araştırmaların yarattığı iyi gazetecilik geleneğini basitleştiriyor, katlediyor, iki kuruş karşılığında anahtar teslim vaziyette şirketlere sunuyor.

Aynı zamanda Huffington Post’un kurucularından biri de olan Peretti bu eleştirilere entelektüellerin anlayacağı dilden bir yanıt vermeye gayret ediyor. “Bizi Paris’teki bir café gibi düşünün,” diyor. Güneş altında bir sandalyeye kurulmuş, elinizde kalem, bir Jean-Paul Sartre kitabında yazanları idrak etmeye çalışıyorsunuz. Sonra yanınızda şirin mi şirin bir köpek beliriyor. Peretti’ye göre iki dakikanızı bu köpeği sevmeye ayırmak, Sartre’ı okuma deneyimizden bir şey götürmez. Kitaba ara verip yan masada oturan kızla iki muhabbet, biraz flört etmek de öyle. Hatta mesai isteyen, kafa patlatmanızı gerektiren asıl uğraşınıza daha keyifle odaklanmanızı bile sağlayabilir.

BuzzFeed, Amerika’dan sonra geçen aylarda İngiltere edisyonunu da hayata geçirdi. Amerika’nın ciddi siyasi gazetecilik sitesi Politico’dan, Reuters ve Wall Street Journal’dan transfer ettikleri editörlerle uzun makalelere, analizlere, eski usul gazetecilik işlerine el atıyorlar şimdilerde. Hem yayılıyor BuzzFeed, hem de derinleşiyor. Her şey ofiste sıkılanlar cemaati üyelerinin mutluluğu için.

No comments: