Birbirimizi kaybetmek


Ömrümüzün de seviyeleri var, tıpkı dünyanın, gökyüzünün olduğu gibi: başlangıç noktalarıyla, yükseltilerle, zirveler ve kendimizi içinde buluverdiğimiz diplerle dolu hayatlarımız. Kimi zaman biriyle bir yolculuğa çıkıyor, bir balona binmiş gibi onunla yükseliyoruz. Ama birlikte çıkılan her yolculuk birlikte sona ermiyor. Seyahatin ortasında tek başımıza kalıyoruz bazen. O zaman da birlikte kat ettiğimiz yolu seyretmekten başka yapacak pek de bir şey kalmıyor geriye.

Julian Barnes’ın yeni kitabı “Levels of Life” böyle bir yolculuğu anlatıyor. 2007 yılında ölen eşi Pat Kavanagh’la ilişkisinin son günlerini tarif ederken kalemini mürekkeplerin en hüzünlüsüne batırıyor Barnes: “Otuz sene birlikteydik. Tanıştığımızda 32 yaşımdaydım, öldüğünde 62. Hayatımın kalbiydi; kalbimin hayatı.” Birlikte ihtiyarlamayı, hayatın yavaşladığı, telaşını yitirdiği günleri birlikte yaşamayı hayal etmişler 1970‘lerin sonunda tanıştıklarında. Ama biri erken ayrılmış dünyadan, böylece hikayeyi anlatmak da diğerine düşmüş.

Bu kısa ama vurucu kitap üç bölümden oluşuyor. İlk başta 19. yüzyıl sonunda balonla uçmaya meraklı üç farklı karakterle tanışıyoruz: dönemin en ünlü kadın oyuncusu Sarah Bernhardt, Nadar olarak bildiğimiz fotoğrafçı Gaspard-Félix Tournachon ve albay Fred Barnaby’le. Balonları gökyüzüne yükselirken ortak bir heyecan duyuyor, yaşadıklarını, gerçekten de yaşadıklarını hissediyorlar. Ellerinde şampanya kadehleri, piknik sepetleri ve fotoğraf makineleriyle yükseklerde olmanın, özgür olmanın tadını çıkaran bu karakterlerin bohemlikleri ve keşifçilikleri “Levels of Life”ın ilk bölümlerine Jules Verne kitaplarından bildiğimiz bir hava katıyor.

Nadar, modernitenin üç sembolü olduğu kanaatinde: fotoğraf, elektrik ve balonla seyahat. Bu maceraperest adamın peşinden Paris’in lağımlarına iniyor, zirvelere tırmanıyor, hayatın yatay değil, dikey yanıyla ilgilenen bir fotoğrafçının ilgi çekici bir portresini okuyoruz. Bir yandan da Barnes bize Barnaby ile Bernhardt arasındaki aşkı birkaç fırça darbesiyle anlatıyor. Bir ansiklopedi maddesi gibi başlayan kitap böylece yavaş yavaş bir kurmacaya dönüşüyor.


Ta ki son bölüme, gerçekliğin en çarpıcı haliyle kitaba döndüğü yere gelene dek. İngiltere’nin en önemli edebiyat ajanlarından Kavanagh’ya hastalık teşhisi konulmasıyla kadının ölümü arasında geçen 37 günü anlatıyor Barnes. Hastaneden eve dönerken sokakta, metrolarda gördüğü insanların kendi hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam ettiklerini görünce hissettiklerini. Onlara nasıl öfkelendiğini. Kendi acısından böylesine bihaber yaşayabildikleri için onları nasıl affedemediğini.

Barnes burada önceki kitaplarının hiçbirinde yapmadığı bir şey yapmış, kitabın yazar sayfasına kendinin yanı sıra Kavanagh’ın da biyografisini ve fotoğrafını koymuş. Taş kalpli değilseniz son bölümünde epey ağlayacağınız “Levels of Life”ın yazarı ondan çok bu kitabın ilhamını veren Kavanagh ne de olsa: “hayatımın kalbi, kalbimin hayatı.”


16 Mayıs 2013 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı

No comments: