Pencereden bakmak


1999 yılında Orhan Pamuk "Öteki Renkler"i yayımladı. Pek çok farklı gazete ve dergide çıkmış edebi, siyasi, kültürel makaleleri bir araya getiren bu kitap bizim kuşağımıza tek bir şey öğrettiyse şayet bu, deneme formunun parlak buluşlar ve yeniliklere ne kadar açık olduğuydu. Kitabın başında yer alan hikayeyi, "Pencereden Bakmak"ı ilk defa Sabah gazetesinde tefrika edildiği günlerde okuduğumu hatırlıyorum. Julian Barnes’ın 17 deneme ve bir hikayeden oluşan yeni kitabı "Through the Window"un sayfalarını çevirirken hem "Öteki Renkler"i okumanın mutluluğu geçti aklımdan hem de, Türkçesi yayımlandığında bu kitabın adının da "Pencereden Bakmak" olması gerektiği.

Denemelerini ve romanlarını okurken Barnes’ın hayata İngiltere’den ziyade kıta Avrupası’nın penceresinden baktığını hissederiz çoğunlukla. İngilizlere benzemeyen İngilizlerden biridir karşımızdaki. Belki de bu yüzden, ülkesinde milli kimliğiyle problem yaşayan bir dizi yazara benzer: En sevgili dostları Paris’te yaşayan Oscar Wilde’a veya Londra’daki edebiyat hayatından dünyanın öbür ucundaki Samoa adasına kaçacak kadar sıkılan Robert Louis Stevenson’a. Barnes’ın bu kitaptaki denemelerinin merkezinde de ülkelerinde huzursuz olup Manş Denizi’nin öte tarafına geçen bu tür İngilizler var. Huzursuz ruhlar. Akdeniz’de şifa arayanlar, İtalya’da turlayanlar, Fransa’da kendilerini yemeğe adayanlar... Londra’dan, İngiliz ruhundan, düzenden sıkılıp dağıtmak isteyenler...

Kitapta incelenen figürler arasında en çok öne çıkanı Ford Madox Ford. Barnes ona adadığı üç yazıda, kendini nesli tükenmekte olan bir kuşa benzetmiş bu yazarı ve onu kafası karışık, çekingen, hafif şapşal biri olarak resmetmiş. Bizde ilk cümlesine atıfla "En Acıklı Öykü" adıyla yayımlanan "İyi Asker"e ve geçen sene BBC uyarlaması olarak gösterilen "Parade’s End"e dair denemeleri tek kelimeyle olağanüstü. George Orwell’in ne ölçüde gerçekçi bir denemeci ne ölçüde hayal gücü fazla geniş bir uydurukçu olduğunu tartışan portresi de keza böyle. Michel Houellebecq’in bir yazar olarak kendini sunma biçimi ve romanlarındaki sorunları içiçe geçirdiği, "Madam Bovary"nin İngilizceye çevirilerini mukayese ettiği iki farklı denemede Barnes’ın kendine güvenli denemeci sesi, günümüzün belki de en parlak İngiliz edebiyat eleştirmeni James Wood’la mukayese edilecek olgunlukta.

Ama ben bunların hepsinden çok "Pencereden Bakmak"ın önsözünü sevdim. Gençliğinde nasıl bir kitap koleksiyoncusu olduğunu, İngiltere’nin farklı şehirlerinde nasıl teker teker ikinci el kitapların peşine düştüğünü, bir eski kitaba sinmiş puro kokusunu içine çekerken hissettiklerini anlattığı uzun bir deneme bu. "Öteki Renkler"in başında yer alan “Mutlu olabilmem için her gün bir miktar edebiyatla ilgilenmem gerekiyor,” cümlesi, kendini edebiyatla tanımlamak isteyen bir kuşak için bir manifesto mahiyetindeydi.

"Pencereden Bakmak"ta hayatını “Hep kitaplar okuyarak, kitapların içinde dolanarak ve bir süredir de kitap yazıp kazandığı paralarla yaşayarak,” geçirdiğini anlatan Julian Barnes’ın bize açtığı pencereden dışarı bakmanın insana verdiği duygu tam da bu: Mutluluk.

14 Şubat 2013 tarihli Milliyet Kitap'da yayımlanan yazı.

No comments: