Bir daha çal, Alan!


Tuşların başında bir genel yayın yönetmeni. Hafifçe öne doğru eğilmiş. Kaşları çatılmış bir halde oturuyor koltuğunda. Fakat yayın yönetmeninin karşısında, bekleneceği gibi bir bilgisayar ekranı veya gazete sayfa çıktısı yok. Bir piyanonun üzerine doğru eğilen gazeteci, tuşlarına bastığı müzik enstrümanıyla çok zor bir parçayı, Chopin’in 1 numaralı baladını çalmaya hazırlanıyor.

Bu anlatılan Guardian gazetesinin yayın yönetmeni Alan Rusbridger’in hikayesi. Size karmaşık piyano eserleri çalmasından ziyade her sabah önünüze iyi bir gazete koymasını beklediğiniz birinin. Perşembe günü yayımlanan kitabı “Play It Again”de Rusbridger hikayeyi bütün ayrıntılarıyla anlatmış.

Çocukluğunda klasik müziğe ve piyanoya düşkün biriymiş Rusbridger. Ama on altı yaşında bu çok sevdiği hobisine veda etmiş. Çocukken piyano çalan herkes piyanist olmuyor: o yaşlarda şiir yazan herkesin şair olmayışı gibi. Ancak çocukluk tutkularımızın daha sonraki yıllarda geri dönmek gibi tuhaf bir huyu var. Guardian’ın yayın yönetmeni Rusbridger da 40’lı yaşlarının sonlarına doğru yeniden bir piyanonun başına geçmiş.

İngiltere’nin nitelikli sol-liberal gazetesi Guardian’ın editörü, en meşakkatli konuları tabloid formatında sunma işinin sihirbazı, pek çok ülkede (ve bizde de) türevleri üretilen günlük kültür-yaşam eki G2‘nin mucidi, artık rüştünü ispatladığına karar verdiği gazetecilik dışındaki zevklerine öncelik vermiş. 2010 yılında bir gün kendisini Fransa’da bir grup amatör piyanistle bir salonda bulmuş. Hayatının bir bölümünde taksi şoförlüğü, başka bir döneminde bar işletmeciliği yapmış bir adam, bu gruba Chopin’in 1 numaralı baladını çalınca Rusbridger’ın aklına bir fikir düşmüş.

O yaz tatile çıkmadan önce hazırladığı bavuluna Chopin notaları koyarken, bu besteyle daha ciddi bir biçimde ilgilenmek istediğini keşfetmiş. Ve 57 yaşında bir adam olarak kararını vermiş. Günde 20 dakikasını ayırarak bu besteyi çalmayı mutlaka öğrenecekmiş. Hayatında ve gazetesinde ne olursa olsun.

İnsan bir şey isterken dikkatli olmalı çünkü istediği şey gerçekleşebilir. 2010 yılı Kasım ayında Guardian gazetesi, New York Times ve Der Spiegel’le birlikte WikiLeaks belgelerini dikkatli bir editoryal süzgeçten geçirerek yayımladığında ve dünyanın dört bir yanında burada ifşa edilen olaylar konuşulmaya başladığında, Rusbridger’ın piyano derslerine zaman ayırması hiç de kolay olmamış. Yine de 20 dakikalık derslere devam etmiş. Büyük sorunlar yaşıyor, nota kağıtları olmadan çalamıyor, bu karmaşık parçanın bazı bölümlerini unutuyor, hatalar yapıyormuş. Tanıdığı bir piyaniste günde 20 dakika çalışarak parçayı Temmuz ayında çalmayı umduğunu söylediğinde aldığı cevap, “bir işe yaraması için günde en az iki saat çalışmalısın,” olmuş. Ama bir gazeteci için bu çok uzun bir zaman.



Bu esnada gündem ilerlemiş: Guardian, İngiliz gazetecilerin işin içinde olduğu telekulak skandalını ifşa eden, Rupert Murdoch’un News of the World gazetesinin kapanmasına ve bu işlere bulaşmış gazetecilerin hapse atılmasına neden olan haberi patlattığında Rusbridger’ın iş hayatı daha da karmaşık hale gelmiş. O günlerde ziyaret ettiği hocası Michael çok kötü çaldığını söyleyerek onu azarladığında Rusbridger kendini 11 yaşındaki bir çocuk gibi hissettiğini yazıyor kitabında.

14 Mart 2011. Libya’da Kaddafi rejimi can cekişiyor ancak hâlâ direniyor. Yabancı gazeteciler için ülke çok tehlikeli bir yer. Guardian’ın parlak muhabiri Ghaith Abdul-Ahad, haber peşinde koşarken bir gün sırra kadem basıyor. Rusbridger, Guardian adına Abdul-Ahad’ı bulmak üzere ilk Kahire uçağına atlıyor. Yola çıkmadan evvel Türk hükümetinin en üst kademesinde tanıdığı insanlara telefonlar ediyor, en sonunda Kaddafi’nin oğlu Saif al-Islam’dan muhabirlerinin nerede olduğunun bilinmediğini öğreniyor. Gazetenin Ortadoğu muhabiri Ian Black’le buluşup Mısır Havayollarına ait bir uçakla Libya’ya uçuyorlar.

Corinthia Hotel’de kaldıkları süre boyunca Rusbridger Libya’daki içler acısı duruma tanıklık ediyor: Bir El Cezire muhabiri öldürülmüş, BBC ekibinden üç kişi ise öldüresiye dövülmüş. Ülkenin uçuşa yasak bölge ilan edilmesine ramak kalmış. Abdul-Ahad’ı tutsak edildiği hapisten teslim alıp ülke dışına çıkarmaları için zamanları az. Bu sırada Guardian ekibi aracılar vasıtasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la temasa geçiyor; Erdoğan’ın gazetecileri ülkeden çıkarmak için özel bir jet göndereceğini öğrenince rahatlıyorlar.

Rusbridger böylece Libya’da geçirdiği ve otelden dışarıya çıkmasının yasaklandığı son gününde çantasından çıkardığı baladla otelin lokantasına gidiyor. Burada garsona piyanoyu kullanmak istediğini söylüyor. “Ve böylece, bir iç savaşın ortasında, Trablus’ta tamamen terk edilmiş bir lokantada Chopin’in baladının ilk birkaç sayfasını çalmaya koyuldum. Birkaç yüzün kalkıp bana baktığı gördüm ancak kısa bir süre sonra tabaklarındaki çırpılmış yumurtalara ve domateslere geri döndüler. Trablus’ta o anki en delice şeyi yapan kişi ben olamazdım herhalde.” Böylece yanında muhabiriyle birlikte, Trablus’un 17 Mart’ta uçuşa yasak bölge ilan edilmesinden saatler önce Rusbridger, Erdoğan’ın gönderdiği özel uçakla, piyano dersini de çalışmış olmanın rahatlığıyla İstanbul’a uçmuş.

Kitabın sonunda Rusbridger’i cesaretini toplayarak gazeteci arkadaşlarından oluşan bir topluluk önünde ilk defa Chopin’in baladını çalarken görüyor, o anda neler hissettiğini okuyoruz. On dakikalık bu ufak konserin sonunda meslektaşları ayakta alkışlamışlar onu. O gün çekilen fotoğrafta, tuşların başındaki genel yayın yönetmeni hem gazeteciliğin zorlu bir sınavdan geçtiği hem de yıllar sonra geri döndüğü piyanistlik uğraşının hakkını vermeye çalıştığı bu dönemden başarıyla çıkmanın mutluluğuyla insanları selamlıyor.


Çalışarak her şey başarılabilir 
Bu hikayenin daha anlamlı olması için Rusbridger’ın çaldığı parçanın mahiyetini bilmek gerekiyor. Ben de Chopin konusundaki bilgisiyle Türkiye’de az sayıda kişinin yarışabileceğine inandığım müzik yazarı Alain Matalon’a G minor baladının özelliğini sordum. Matalon, İngiltere’deki Royal Schools of Music okullarının kullandığı ve piyano eserlerini sekiz ayrı zorluk derecesine ayıran (1 en basit, 8 en zor parçayı gösteriyor) sistemi anlattı bana. Bu okullardan mezun olabilmek için de öğrencilerin 8. derece bir parçayı, mesela Beethoven’ın Ayışığı Sonatı’nı ya da Appassionata’sını çalmaları gerekiyormuş. Uzmanlar 1 numaralı G minor baladın bu derecelendirmede 12. dereceye tekabül ettiği konusunda uzlaşıyormuş. 8‘den yukarıdaki parçalar “virtüöz eserler” olarak kabul ediliyormuş.

Chopin’in en zor baladının 4 numaralısı olduğunu söyleyen Matalon, G Minor’ü zor kılan özelliğin onu sadece iyi bir teknikle çalmanın yeterli olmaması olduğunu anlatıyor. “Hızlı ve zor pasajları en zor Chopin etüdleri kadar teknik kapasite gerektiriyor. Bunun yanında eser farklı bölümlerden oluşuyor. Bölümler arasındaki geçişleri de tatminkar bir şekilde sağlamak çok zor.”

Matalon günde 20 dakika çalarak bu parçayı öğrenmenin çok büyük bir başarı olduğunu ama piyanistin nasıl çaldığını dinlemenin da gerekli olduğunu söylüyor. “Herhalde büyük bir rastlantı ama benim de en nihai amacım hep bu baladı çalmak oldu. Ancak ilk 8-10 satırını çalabiliyorum, orada da herhangi bir teknik zorluk yok zaten... Sonuçta çalışarak her şey başarılabilir. Belki istediğimiz kadar iyi olmaz ama tatminkar olur ve sanırım o kadarı da yeter.”


20 Ocak 2013 tarihli Sabah Pazar'da yayımlanan yazı.

No comments: