Sarı kuşlar ülkesinde


Dikkatlice katlanmış bir harita. Açtığınızda, içinden hiç beklemediğiniz bir şey çıkabilir. Korkunç bir hatıra ya da bu hatıranın ardına gizlendiği iki kelimelik bir yer ismi. Al Tafar. Elinizi bu ismin üzerinde gezdirebilir, haritayı kendinize yaklaştırıp oranın dağlarına, yükseltilerine bakabilir, bir makas çıkarabilir ve tek bir hamleyle Al Tafar’ı çevresindeki şehirlerden ayırabilirsiniz. Ama orada yıllar önce bir olay yaşamışsanız ve bu olayın hatırası bir türlü aklınızdan çıkmıyorsa, haritayı yaklaştırmanın da, onu parçalarına ayırmanın da bir faydası yoktur ruhunuza. İki boyutlu bir resimdir karşınızdaki ve hatıralarımız, haritalardaki coğrafyalar kadar kesin değildir hiçbir zaman. Hem zaten bir harita bile, onu açtığınızda, üzerindeki katlama izleriyle resmetmez mi dünyayı? Harita ve hatıra, sonuçta onlara bakanlar için, kusurlu ve kırılgan birer kağıt parçasından ibarettir.

Sarı Kuşlar’da bu kağıt parçalarını okuma işini 21 yaşındaki piyade eri Bartle üstleniyor. Eğitim üssünden ayrılmalarından önce annesinin kendisine emanet ettiği on sekiz yaşındaki bir başka piyade erini, Murph’ü koruyamayışının hikayesi bu. Bartle başarısızlığını itiraf ederek başlıyor işe. Birlikte on ay geçirdiği asker arkadaşını koruyamadığını söyleyerek. “Savaş bizi baharda öldürmeye çalıştı,” cümlesiyle içine girdiğimiz hikayesinin her yeni cümlesinde savaş farklı bir renge bürünüyor, korkunç ve göz kamaştırıcı, somut ve gizemli bir güce dönüşüyor. Bu manzara içinde Bartle ne zaman Murph’ün nasıl öldüğünü anlatmaya kalkışsa, başarısızlığa uğruyor. Acıların basit cümlelelerle ne tekrar ne de temsil edilebileceğini anlamış çünkü. Yine de, kaybetmek, yeniden kaybetmek, daha iyi kaybetmek pahasına hayatının en karanlık saatlerine geri dönmeyi deniyor.


Kevin Powers 31 yaşında genç bir şair. Sarı Kuşlar onun ilk romanı. Powers 17‘sindeyken yazılmış Amerikan ordusuna. 2004 yılında Irak işgal edilirken sefere çıktığında, bir makineli tüfek emanet etmişler ona. Bir yıllık aktif görevi sırasında Irak’ta huzursuzluk verici olaylara tanıklık etmiş. Ama savaş, savaş meydanında kalmamış. Eve döndüğünde de devam etmiş, onu esir almış ve yağmurdaki gözyaşları gibi rahatlıkla silinip gitmeyen hatıraları Powers’a bir savaş romanı yazdırmış.

Hemingway’inkileri akla getiren kısa ve sadeliğiyle ışıldayan cümleler Sarı Kuşlar’da birer süs değil, kitabın dünyasını kuran birer yapıtaşı. Farklı tarihleri anlatan içiçe geçirilmiş bölümlerde bir yandan Bartle’ın savaştan döndükten sonra geldiği Virginia’daki uykusuz gecelerini, öte yandan Al Tafar’da yaşanan ve ne olduğunu çok sonra idrak edebildiğimiz olayla hesaplaşmasını seyrediyoruz. Bu iki dünyaya da Powers’ın kullandığı anlatım teknikleri ve üsluptan kaynaklanan bir tekinsizlik hakim.

Bartle, yüzleşemediği olayın çevresinde bir türlü hedefine konamayan bir kuş gibi dönüp duruyor. Zaten Sarı Kuşlar da, kafası karışık bir adamın kafasından geçenler hakkında bir kitap. Hikayesinin sonunda onu elinde bir Irak haritasıyla, geçmişe dönmeye çalışırken görüyoruz. İlk hatırladığı şey, askerde söylediği, masum bir biçimde başlayan, sonra savaşın dehşetinin renklerine bürünen ve bu etkileyici romana ismini veren marş oluyor: “Sarı gagalı bir kuş / Oturuyordu kenarında penceremin / Bir parça ekmekle ayarttım, aldım içeri / Ve paramparça ettim ufak kafasını.”

20 Aralık 2012 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı.

No comments: