Bu Sherlock bildiğim Holmes’a hiç benzemiyor


Ben inançlı bir insanım. Bir zamanlar Sherlock Holmes isimli bir dedektifin yaşadığına ve Doktor Watson’ın onun en iyi arkadaşı ve vakanüvisi olduğuna sarsılmaz bir bağlılıkla inanıyorum. Bu yüzden televizyonu açıp bu büyük akıl yürütücü ve yardımcısını i) 2012 yılında; ii) New York sokaklarında; iii) iki erkek değil de bir erkek ve bir kadın olarak cinsiyet değiştirmiş şekilde gördüğümde ilk tepkim mutlulukla gülümsemek olmadı. Bunun yerine şaşırdım, rahatsız ve biraz da sinir oldum. Ancak Elementary’yi izlemeye başlayınca anladım ki bu hayatımdaki kritik bir eşikti ve önümdeki seçenekler basitti. Ya ortodoks bir Sherlockçu olarak bu diziyi kitabımıza edilmiş büyük bir küfür olarak lanetleyecek ya da ılımlı bir Sherlockçu olarak onu dedektifin mesajını yayan bir dizi olarak benimseyecektim. Ilımlı Sherlockçu olarak yaftalanma pahasına ikinci yolu seçtim.

Devam etmeden önce filmi bir yıl öncesine sarayım. Beni Galatasaray’da yürürken cep telefonumdan bulan kadının sesi yeni bir Sherlock Holmes çevirisi yapmaya ne diyeceğimi soruyor. Holmes ve Watson gibi birbirini önceden tanımayan iki kişi olarak ortak bir iş yapmaya karar veriyor, buluşuyor ve elimizdeki Kanon’u çevirmeye koyuluyoruz. Kanon derken, Sherlock Holmes’un Maceraları’nın da içinde yer aldığı Holmes külliyatından bahsediyorum.

Kısa bir süre içinde bizden özel bir edisyonun çevirisini yapmamızın istendiğini fark ediyoruz. İngiltere Kralı Birinci James’in 1600’lerin başında İncil’i basit ve anlaşılır bir İngilizceyle yeniden yayımlamak amacıyla en büyük din alimlerini bir araya getirerek yaptığı işin bir benzerini yapacak, Sherlock Holmes’un Norton Eleştirel Basımı’nı Türkçeleştireceğiz.

İngiltere Kralı’nın emriyle başladıkları işi âlimler yedi yılda tamamlamıştı. Bizim Sherlock çevirimiz ise taş çatlasa bir sene sürdü. Kanon’u çevirdiğimiz süre boyunca telefondaki sesin sahibi Berrak Göçer’le ne zaman “çeviri nasıl gidiyor Sherlock?” veya “dipnotları ne kadar abartmışlar, değil mi Watson?” şeklinde birbirimize takılsak Holmes veya Watson olarak isimlendirilmenin anlamı üzerine düşünürken bulduk kendimizi.

Başrollerinde Lucy Liu ve Jonny Lee Miller’ın yer aldığı yeni Sherlock uyarlaması Elementary’nin yaptığı şey de tam bu aslında. Ortodoks Sherlockçuları kızdırmak pahasına dedektif ve yardımcısı arasındaki ilişkinin mahiyetini sorguluyor. Aynı evde yaşayan iki karakterden bahsediyoruz sonuçta, aralarında bir üst-alt ilişkisi olması kaçınılmaz. Bazı eleştirmenler Holmes’un dahi ve benzersiz biri olduğunu yazarlar: Watson ise bir cehalet sembolünden ibarettir. Ama Holmes’u sorunlu ve uyuz bir adam, Watson’ı ise kitabın gerçek kahramanı olarak görenlerin sayısı da az değildir.

Elementary’de Holmes’un uyuşturucu bağımlılığından kurtulup sağlığına kavuşmasını isteyen, bu yüzden de bir doktoru ona eşlik etmek üzere tutan babası bu iki karakteri bir araya getiriyor. Bunları yazarken bile utanıyor, yüzümün hafifçe kızardığını fark ediyorum lakin John, pardon, Joan Watson, dedektifle tanışmaya gittiğinde Holmes’un az önce sevişmiş olduğu bir kadınla karşılaşıyor önce. Daha da fenası, dedektifin vücudunu kaplayan dövmeler. Kendisini ilk defa keman çalarken değil, bir sürü ekranın karşısında yarı çıplak, tefekküre dalmış bir halde buluyoruz.

Pek çok Sherlockçu için burada yaşananları hazmetmek o kadar zor ki insan dizinin ilk sahnesindeki gibi elindeki bardağın yere düşüp paramparça olmasından korkuyor. Oysa daha bundan iki sene önce BBC, Holmes ve Watson’ın iki erkek olarak Londra’da yaşamalarına müsaade eden, her bölümü bir buçuk saat süren Sherlock adlı bir dizi yaptığında şaşırmaktan çok memnuniyet duymuştuk. İlk bölüm yayımlanmadan önce herkes kitaplardaki orijinal suç vakalarını dizinin günümüze nasıl uyarlayacağını merak ediyordu. Victoria döneminde yaşanan vakalar 2010‘ların Londrası’na uyarlanabilir miydi? Bu soruya BBC’nin verdiği cevap, “hem de nasıl!” olmuştu: Steven Moffat, Mark Gatiss ve Steve Thompson’dan oluşan senaryo ekibi her bölüme bir kısmı bizim çevirimizde de yer alan Sherlock maceralarından belli durumlar ve karakterleri serpiştirmişti. Bazen açık bazen daha üstü kapalı göndermeler her Sherlockçuyu özel olarak kendisine göz kırpıldığı duygusuyla (ve herhalde keyifle) dolduruyordu. Elementary’de de böyle ince mesajlar var. Sherlock, Kanon’daki büyük aşkıyla aynı adı taşıyan bir kadın, Irene yüzünden Amerika’ya gelmiş mesela. Zamanında Scotland Yard’a danışmanlık yapmış biri olarak şimdi bilgisini ve deneyimlerini New York polis teşkilatının hizmetine sunuyor.

Muhtemelen dizinin ilk on beş dakikasını seyredince onu sevip sevmediğinize karar vereceksiniz. Bense maalesef ne düşüneceğimi bilemedim, çözümü Berrak Göçer’e akıl danışmakta buldum. Göçer “Sherlock Holmes’u 21. yüzyıl Londrası’na yerleştirerek gerçekten yenilikçi bir çalışmaya imza attı,” diyerek BBC uyarlamasını övdü önce. “Yeni olay örgüleri inşa ederken Conan Doyle’ın öykülerindeki temel olguları esas aldığı, karakterlerin özünü koruduğu için edebiyat dünyasının en meşhur dedektifinin bir blog yazarı olması, teknolojiden yararlanması rahatsız etmiyor seyirciyi. Ayrıca muazzam müzikleri ve dizi dünyasında bir ilk olan, film uzunluğundaki üç bölümlük sezonlarıyla, Sherlock’ların dönemin diğer polisiyelerinin arasından sıyrılması gibi, günümüz dizilerinin arasında sivrilmeyi başarıyor.”

Elementary konusunda ise temkinli, yalnızca ilk bölümü izlediği için dizinin genel kalitesiyle ilgili yorum yapmıyor. “Ama kanondaki özgeçmiş hikâyelerini tamamen değiştirmesi; Watson’la Holmes’un tanışma biçimlerinin, Holmes’un aile ilişkisinin, Watson’ın geçmişinin ve benzeri şeylerin sil baştan yazılması, Sherlock’u Sherlock yapan öğeleri yok edip ortaya CSI benzeri bir dizi çıkartıyor kanımca,” diyor. “Elementary kendi içinde başarılı olabilir, ama Conan Doyle’ın kaleme aldığı Sherlock Holmes kanonu göz önünde bulundurulduğunda, naçizane fikrim BBC’nin yeniyle eskiyi daha büyük bir ustalıkla harmanladığı yönünde.”

Göçer'in aksine ben bu yazının hiçbir yerinde Arthur Conan Doyle’dan bahsetmedim. Sherlockçular ve Sherlock Kanonu’na inananlar için Conan Doyle, Watson’ı tanıyan, o dönemde yaşamış İskoç bir romancı yalnızca, bundan fazlası değil. O yüzden ricam, Kanon’u yazan kişinin Watson olduğuna, onun ve Holmes’un gerçekten yaşadıklarına inananlara Elementary gibi reformcu yapıtları kabul etmeleri için biraz zaman tanımanız. Umuyorum ki bir süre sonra ondan öğrendiğimiz şüpheciliği bir kenara bırakacak, cep telefonu kullanan New Yorklu modern Sherlock Holmes’a biz de alışacağız.

16 Aralık 2012 tarihli Sabah Pazar'da yayımlanan yazı.

No comments: