Tarkovski’ye Ait Bir Oda


Sinemada iki saat boyunca bir film izlemek güzeldir. Bir de daha sonra, koltuğa uzanıp bir sinema dergisinde izlediğimiz film hakkındaki yazıları okurken yaşadığımız mutluluk vardır. Bir filmin özetini, sahnelerinin sözcüklere dökülmüş halini okumaktan alınan bu ikinci ve daha zengin zevki herkese anlatamaz insan. Sinema ve yazı arasındaki üçüncü bir dünyanın mümkün kıldığı bu mutluluğu dile getirmekte pek çoğumuz zorlanırız.

Geoff Dyer tam da bu dünyadan konuşuyor bizimle. Zona, Rus yönetmen Andrey Tarkovski’nin Stalker filmini yüz elli sayfada özetleyen bir kitap. “Özetleyen” diyorum, zira Zona’nın yaptığı şey özetle bu: bir filmi özetlemek. Dyer, bir sinema profesöründen bekleyeceğimiz akademik bir okuma sunmuyor kitabında. Bir göstergebilimci gibi önündeki filmi göstergelerle kurulmuş bir metin olarak incelemekle ilgilendiği de söylenemez. Zona’da Dyer’ın yaptığı şey toplam 142 plandan oluşan bir filmi ilk karesinden sonuna dek sözcüklerle yeniden yaratmak.


Bir Profesör ve bir Yazar, bir Rehber’le birlikte Bölge olarak bilinen bir yere gider, orada zaman geçirir, sonra da geri dönerler. Rehber’in bir karısı ve telekinetik güçleri olan bir kızı vardır. Bölge’ye gidenlerin hayattaki en büyük arzularının buradaki Oda’da gerçekleştiğini öğreniriz. Lakin en büyük arzularının ne olduğunu gördüklerinde pek çok kişi hayal kırıklığına uğramaktadır. Bölge’de gezinen büyük siyah bir köpek, geri dönerlerken Rehber’in peşine takılır. Filmin sonunda Rehber’in kızı, evlerindeki masanın üzerindeki bardakları onlara bakarak hareket ettirir. Bardaklardan biri yere düşer ama kırılmaz. Son.

Stalker’ı bu şekilde de anlatabilirsiniz. Bunun alternatifi, onu ilk izlediğiniz günden, Tarkovski’nin filmi çekerken yaşadığı sıkıntılardan, perdedeki yolculuğun kendi hayatınızdaki anlamından bahsetmek. Daha ileri gidip Stalker’ın tekilliğinden yola çıkarak her şeyin çoğulluğuna uzanmak. Evinize aldığınız projeksiyon cihazının ayarlarıyla uğraşırken yaşadığınız sıkıntıları, gençliğinizde kaçırdığınız grup seks yapma fırsatlarını, kendi okurlarınız size kitaplarınızdan bahsederken çektiğiniz acıları, sigaraya, dumana, sigara içenlere ne kadar öfkelendiğinizi dile getirmek. Bunlar Zona’da Dyer’ın en iyi bildiği işin, ‘digression’ın, yani konu değiştirme, bir konudan diğerine atlama sanatının bileşenleri haline geliyor.

Stalker, Dyer’ın masasının başına geçip yazması için bir başlangıç noktası ama öylesine seçilmiş bir başlangıç noktası değil. Üzerine yazılan filmin Stalker olmasının bir anlamı var. Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak’ından Lars von Trier’in Antichrist’ına pek çok filmde, Kenzaburo Oe gibi yazarların kitaplarında bu büyüleyici filmin yansımalarını, açık ve gizli referanslarını buluyor Dyer. Kitabının başarısı, bir yandan onunla dalga geçer, eğlenir, parçalarına ayırarak onun sorunlu yerlerini gösterir gibi yaparken her zaman Stalker’dan beslenmeyi sürdürmesi. Ona ithaf edilmiş, ona hayran bir kitap değil, Stalker’ın sesiyle konuşmayı deneyen bir kitap bu. “Bir odaya yapılmış bir yolculuk hakkındaki bir filmi” anlatan ilk, tek ve herhalde son kitap.

Milliyet Kitap'ın 15 Kasım 2012 tarihli sayısında yayımlanan yazı.

No comments: