Titanic'ten kurtulmanın bedeli


Bundan yüz sene önce suların dibine gömülürken, Titanic gemisinin içinde kurtarma kayıklarına sığmamış bin beş yüz yolcunun, son ana dek çalmayı sürdüren orkestranın, 20 bin şişe bira ve 36 bin portakalın, dev yatakların ve tabloların ve içlerinden yayılan kıyafetlerin dört bir yana dağıldığı kapağı açılmış bavulların yanında, Joseph Conrad'ın Karain kitabının el yazması da vardı. Gerekli görmediğinden, Amerika'daki bir zengin koleksiyonere gönderdiği el yazmasını sigorta ettirmemiş, bir denizcilik öyküsü anlattığı kitabını yazışından yıllar sonra gelecek parayı mutlulukla beklerken, Titanic'in batacağını hiç mi hiç aklına getirmemişti.

Frances Wilson'ın geçen yıl yayımlanan kitabı Titanic'den Sağ Kurtulmak (How to Survive the Titanic), pek çok Conrad öyküsündeki gibi, bir alt başlıkla tarif ediyor meselesini: J. Bruce Ismay'in Batışı. Titanic'i inşa eden gemicilik şirketi White Star Line'ın sahibi Ismay'in, tam da bir Conrad öyküsünden çıkmışa benzeyen trajik bir hayatı olmuş. Wilson, iki adamın öykülerini işte bu yüzden içiçe geçirmiş: Lord Jim'de kendi sorumluluğundaki içi hacılarla dolu gemi batarken onu terk eden Jim gibi, Ismay'in de sonraki yıllardaki hayatı hep gemisini terk ettiği anla tanımlanmış.

Titanic'in birinci sınıf lokantasında akşam yemeğini yiyip kamarasına çekilen ve saat 11'de tatlı bir uykuya dalan Ismay, kırk dakika sonra yıllar boyunca unutamayacağı bir gümbürtü sesiyle uyanmış. Metale girmiş çivilerin sökülmesini andırıyormuş bu ses ve gemi bir devin eline benzeyen bir güçle iki defa üst üste sallandığında hayat sanki aniden durmuş.

Terliklerini giyip pijamalarıyla güverteye çıkan Ismay'in öyküsünü kitabın başında büyük bir zevkle anlatıyor Wilson. Gemisinin gerçekten batmakta olduğunu idrak ettikten sonra, yirmi bir kadın, iki erkek, on dört çocuk ve altı müretebbatla Collapsible C kayığının Titanic'den denize indirildiğini görmüş. Öyle bir manzaraymış ki bu, bir gökdelenden aşağıya inmekten farksızmış. "Kayık aşağıya indiriliyordu, ben de içine atlayıverdim" diye anlatmış günler sonra, o an verdiği bu büyük kararı.

Ertesi hafta Amerika'ya gitmiş Ismay. Yargılanmış. Ayrıcalıklarından faydalandığı İngiliz sınıf sisteminden uzakta, demokratik bir sistemde, kamuoyu denilen canavarın önünde bulmuş kendini. Senatör Smith ve Yurttaş Kane'in ilham kaynağı William Hearst'ün gazeteleri canına okumaya karar vermişler. Bugün devam eden tabloid gelenek içinde manşetler atılmış ve Ismay, paralı bir hain, bir korkak, pısırık bir muhallebi çocuğu, kalpsiz bir İngiliz olarak resmedilmiş milyonlarca satan gazetelerin başlıklarında.

James Wilby, 2012 tarihli Titanic dizisinde Bruce Ismay'i canlandırıyor

Bruce'un babası olan ve White Star şirketini elleriyle inşa eden Thomas'ın hayatını anlatmaya başladığında Wilson'ın kitabının adı Thomas Ismay Bey ve Oğulları'na dönüşüyor sanki. Victoria çağında servet yapan babayla onun Edward çağında servetini tüketen, sorumluluk almaktan hoşlanmayan oğlunun hikâyesini okuduğumuzu anlıyoruz böylece. Yosunlarla kaplanmış, büyük oranda çürümüş ama hayaleti hâlâ aramızda olan Titanic’in macerası, bu güzel kitap sayesinde, adım adım tek bir anın, bir günün, bir yılın, bir hayatın ve bir kuşağın öyküsüne dönüşüyor.

12 Temmuz 2012 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı.

No comments: