Oscar’ın kütüphanesinde

Thomas Wright'ın kitabının İngiltere'de yayımlanan edisyonunun kapağı

Öldüğümüzde kitaplar kalacak bizden geriye. Okuduğumuz kitaplar, okumaya fırsat bulamadığımız kitaplar ve belki kendi yazdığımız birkaç kitap daha. Onlara ne olacak peki? Başkalarına verecekler herhalde. Veya birisi gelip onlara sahip çıkacak. Belki de hepsini satarlar, kim bilir.

1895 yılında Islington’daki Holloway hapishanesinde yargıç önüne çıkmayı beklerken Oscar Wilde’ın aklı Chelsea’deki evinde yapılan açık artırmadaydı. Günlerden 24 Nisan’dı ve kitaplarını satacaklardı. Kendisine hakaret ettiğini söyleyerek açtığı davayı kaybettiği Queensberry Markizi’nin mahkeme giderlerini ödemesi gerekiyordu ve satılacak eşyalar arasında Wilde’ın iki bin kitaplık kütüphanesi de vardı. Oxford yıllarından itibaren tutkuyla biriktirdiği, aşkla sevdiği, zevkle okuduğu kitaplarının tamamı 130 sterline satıldı. Wilde’ın bir haftada harcadığı paraya eşti bu.

Kitabın Amerikan edisyonunun kapağı

Thomas Wright bir dedektif gibi bu kitapların peşine düşmüş ve Oscar’s Books (Oscar’ın Kitapları) adını verdiği harika bir kitap yazmış. Bütün tutkulu okurlar gibi bir Don Kişot hayatı yaşamış Wright. Wilde’ı 16 yaşında keşfetmiş ve günlerden bir gün onun okuduğu bütün kitapları okumaya karar vermiş. Hem bir yazar olarak hayranmış Wilde’a hem de bir okur olarak takip etmeyi istiyormuş onun edebi yolculuğunu. Wilde’ın sahip olduğu, biriktirdiği ve aşkla sevdiği kitaplar hakkında bir kitap yazmak üzere hazırladığı projeyle 5000 sterlinlik bir burs kazanmış. Aynı hafta, bu 5000 sterlinin tamamını Wilde’ın kütüphanesine ait olan ve Sotheby’s’de açık artırmayla satılan bir kitaba vermiş.

Yani Wilde’ın kitaplarını, Wilde’ın kitapları sevdiği kadar tutkuyla seven bir yazar var karşımızda. Chelsea’deki kütüphanenin teker teker izini sürdüğü kitaplarında Wilde’ın sayfa kenarlarına çizdiği resimleri zevkle tasvir ediyor. Sararmış bir sayfanın köşesinde bir reçel lekesine rastlıyor, bir başkasında ufak bir ok, bir diğerinde bir ünlem işareti var. Merrion Square’deki çocukluk günlerinden Trinity’ye, oradan Oxford Magdalen College’a, çıktığı Amerikan turnesine, Chelsea Tite Street 34 numaradaki evinden Pentonville ve Wandsworth hapishanelerindeki hücrelerine ve ölümünden önce yaşadığı İtalya ve Paris’teki gösterişsiz otel odalarına dek Wilde’ın öyküsü teker teker bu kitapların öyküsü haline geliyor mucizevi bir biçimde.

Bundan on yıl önce herkes Borges’ten, kütüphanelerden, okur olmanın felsefi anlamından bahsederdi. Bugün ise bunlar sanki biraz unutuldu. Oscar’ın Kitapları, okumayı bir hayatın asıl anlamı olarak sunan o kitaplardan biri. Wilde onu tanımamıştı belki ama Borges’i okusa ve onun Wright'ın da alıntıladığı şu dizeleriyle karşılaşsaydı eminim burada ona kendisini, hayatını ve kitaplarını hatırlatan bir şey bulurdu: “Kitaplarım (ki bilmezler benim varolduğumu) / bu yüz kadar parçam benim... / Mantıklı bir acılık duymaksızın / düşünürüm, beni ifade eden / asıl sözler, benim kim olduğumu / bilmeyen bu sayfalarda, yazdıklarımda değil.”

12 Mayıs 2012 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı.

No comments: