Arianna Huffington: Blog ruhu engellenemez


Arianna Huffington yanında bir kart destesiyle dolaşıyor. Bu deste iskambil kâğıtlarından değil, kendi kartvizitlerinden oluşuyor. Sırt tarafında America Online şirketinin rengarenk bir kuşun kanatlarını açtığı bir logosu var. Önünde ise telefon, adres ve twitter bilgileri. Kızkardeşi Agapi Stassinopoulos gelip ona içinde bunlardan yüz tanesinin bir arada durduğu bir kutu veriyor. İstanbul ziyaretinde tanıştığı gazetecilerle televizyonculara “Seni çok tuttum, mutlaka Huffington Post için çalışmalısın!” dedikten sonra bu kartvizitlerden bir tane veriyordu. Huffington’ın seslendiği, baktığı, dokunduğu, “bana çalış” dediği insanların hali, hele bir de ellerinde bu kartlardan biri varsa, bütünüyle değişiyordu.

Doğuştan “network ustası” olduğu belli. Konferanstaki konuşmasından sonra kendisine soru sormak isteyenlere “Yaklaşın, yüzünüzü görmek istiyorum,” diyor ve soru soranlar kendilerini bir anda sahnede, onun yanında buluyorlar. Ama bir yandan da hayatta en çok sevdiği yerin evi olduğunu itiraf ediyor. 15 Temmuz doğumlu, “tipik bir Yengeç kadını”. Burcunun bütün özelliklerini taşıdığını söylüyor. “En sevdiğim tatillere hiçbir yere gitmeyerek çıkmışımdır. Ama son zamanlarda o kadar çok seyahat ediyorum ki, hiçbir yere gitmemeyi özlüyorum.” İdeal çalışma biçimi? “Üzerimde pijamalarımla evdeyim, dışarıya çıkmam gerekmiyor.” Bir yandan da insanlarla buluşmadan edemeyen biri. Bunun bir çelişki olduğunu kabul ediyor. “İnsanlarla konuşmayı başlatan kişi olmayı seviyorum. Yalnızlığa düşkünlüğümle çelişkili belki. Ama hayatım zaten bu çelişkilerin bir toplamı.” 

Yunanistan’da 1967 yılında Albaylar Cuntası’nın yaptığı askeri darbe gerçekleştiğinde 17 yaşındadır. Naziler Yunanistan’ı işgal ettiğinde bir yeraltı gazetesi çıkaran babası tutuklanıp bir toplama kampına gönderilir. Agapi ve Arianna’nın anneleri Elli, İngiltere’ye gitme hayalleri kuran kızlarının eğitimlerini askeri darbe ortamına karşın sürdürmeleri için elinden geleni yapar. Sokağa çıkma yasağına karşın cesaretini toplayıp okula gider, aynı yıl Cambridge’de kendisini çok farklı bir dünyada bulur. Cambridge’deki tartışma topluluklarında yoğun Yunan aksanlı İngilizcesine karşın parlak zekası ve kararlılığıyla kendine pek çok hayran edinir. “Gençliğimde beni en çok etkileyen kavram ‘agora’ydı. Agora, buluşma mekanı demektir. İnsanların toplumsal bir bağlamda bir araya gelmesi. Hem dinlemeyi hem konuşmayı içerir.” Konuşmayı çok önemsiyor ve hayatının en güzel dönemi olduğunu söylediği bugünlerdeki işi Huffington Post sitesinin blog yazılarını da birer konuşma olarak tarif ediyor. Agora’nın yanına ise kahvehaneyi yerleştiriyor. “İster antik Yunan, ister modern Türkiye olsun fark etmez, kahvehaneler çok önemlidir. Starbucks’da insanları çoğunlukla ellerinde bir gazeteyle görürsünüz. Ancak geleneksel bir kahvehaneye gittiğinizde çevrenize bakın, insanlar ne yapıyor diye... Konuşuyorlardır! Bunun değerini ve barındırdığı ruhu anlamamız gerek.” Camridge’deki tartışma kulübünün başkanı olan ve 23 yaşında ilk kitabı “The Female Woman”ı yayımlayan Huffington, o günlerden bu yana bir biçimde hep konuşuyor. “Toplam 13 kitap yazdım. Bloglar ve kitaplar birbirlerinden farklı canlılar,” diyor. “Her zaman yazarlığı sürdürdüm. İnternette yazdıklarınıza anında yorum yapılmasına, her şeyin hızlı bir biçimde gelişmesine bayılıyorum. Ama kitapların yeri ayrı. Konuşmanın özel bir biçimini sunuyorlar.” 

Üniversiteden sonra tanıştığı 40‘lı yaşlarındaki İngiliz gazeteci Bernard Levin, ona konuşmanın değilse bile yazmanın inceliklerini öğretmiş, yazılarını ve kitaplarını düzenlerken Huffington’a yardımcı olmuş. Yaşadıkları ilişki Levin’in çocuk yapmayı istemeyişiyle sona erince 1980 yılında Amerika’ya taşınmış. Pablo Picasso ve Maria Callas üzerine yazdığı kitaplarla best-seller olmuş, bir süre sonra tanıştığı petrol milyoneri Michael Huffington’la 1986 yılında evlenmişler. 11 yıllık evliliğin sonunda kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışırken yarattığı ve bu yıl America Online’ın satın almasıyla konuşulan Huffington Post sitesinin kökeninde onun hayatı boyunca konuşmaya ve yazmaya yönelik bu merakı var. Blogların bugünün ruhunu içerdiğini söylüyor. “Bloglar bizi birbirimize bağlayan, ruhlarımızı birleştiren şeyler. Aslında her blog bir şişeye benziyor. İçine hangi şarabı koyduğunuza göre anlamı değişiyor.” Blogosfer’de iyi bir hayat sürmenin sırrı, rahat olmak. “Önemli olan kontrolü bırakmak. Eğer kontrol manyağıysanız, blogosfer sizin için iyi bir yer değil. Yazınızı yayımladıktan sonra insanların konuşmalarına izin verin. Her şeyi kontrol edemezsiniz.” Huffington Post’da bugüne dek yüz milyondan fazla yorum yayımlanmış, sitenin sayfaları bir milyardan çok kez görüntülenmiş. İşlerinin zor olduğunu söylüyor çünkü insanların bir araya gelip kurdukları bu ruhun kötü amaçlar için kullanılması onların sorumluluğunda. “Troller veya sahte isimlerin arkasına saklananların konuşmalarımızı gasp etmelerine izin veremeyiz. Editörlere geleneksel medyada olduğundan daha büyük bir sorumluluk düşüyor.” 

Kesinlikle ruha ve ölümden sonra yaşama inandığını söylüyor. Marx’ın kalpsiz bir dünyanın kalbi diyerek tanımladığı dinin yerini Huffington’ın dünyasında bloglar alıyor. Swissôtel’de sabahki konuşmasından sonra Patrik I. Bartholomeos’la buluşması da bu yüzden anlamlı görünüyor: ikisinin işi de ruhlarla, ama farklı ruhlarla. “Evet, blogların yeni bir ruhani hareket olduğunu düşünüyorum. Arap Baharı’na, Wall Street işgaline bakın. Londra’daki yağmalamalarda kötüye kullanılmış olabilir ama bloglar ve sosyal medya çok değerli bir ruhun taşıyıcıları bugün,” diyor. “Bu ruhu yasaklayamazsınız. Her zaman Heraklitos’un sözünü örnek veriyorum, aynı suda iki defa yıkanılmaz. YouTube veya Blogspot gibi siteleri yasaklayarak ve bu ruhu engellemeye çalışarak bir yere varamazsınız.” İnternetin toplumsal dönüşüm ruhunu yaratan değil, hızlandıran bir araç olduğu görüşünde. Atina’daki çocukluğu, Cambridge ve New York yıllarından sonra huzuru bulmuş ve kötü ruhları kovmuş gibi, “Hayatımın en mutlu dönemindeyim,” diyor. “Böyle bir hayat yaşamış olduğum için minnettarım. Düşmanlıklar yaşadım, başarısızlıklarım oldu. Ama şimdi iki kızım var, lisedeler. Onlara da söylüyorum, başarısızlık başarının zıttı değildir. Başarıya çıkan yolda bir basamaktır. Her hayat bunların ikisini de içerir.” Blackberry sistemindeki teknik arızanın giderilip giderilmediğini kontrol etmek için telefonuna bakarken akşamları yatağa yattığında bile internette dolanmadan edemediğini söylüyor. “Ama eğer bağlantıyı kestiğiniz bir an varsa bu çok da büyük bir sorun değil. Sabah olduğunda hayatın aynı şekilde devam edeceğini düşünüp bağlantıyı kesebilmeniz gerek.” Bartholomeos’la fotoğraflarını twitter’a yüklemiş bile. Ayrılmadan önce elini çantasına atıp bir kartvizit uzatıyor. Sonra da o gün belki yüz farklı kişiye tekrar ettiği cümleyi neşeli bir edayla söyleyiveriyor: “Bu arada, Türkiye’ye geldiğimizde mutlaka Huffington Post için çalışmalısın.”

16 Ekim 2011'de Sabah Pazar'da yayımlanan yazı.



No comments: