Nabokov’un hafıza bahçesinde

Vladimir, Vera ve Dmitri Nabokov

Vladimir Nabokov’un 1899’daki doğumuyla başlayan, eşi Vera ve oğulları Dimitri’yle birlikte 1940 yılında New York’a yaptıkları yolculuğa kadarki yaşantılarını ‘tekrar ele alan’ bu kitabı uzun zaman sonra yeniden okurken, insan kendini “Konuş, Hafıza!” diye kendi kendine söylenirken buluyor. “Nabokov’un sinestezi (renkli işitme) yeteneğini keşfedişini anlattığı bölümü hatırlıyor musun? Peki annesinin kütüphanesini, Amsterdam’da basılan o büyük cildi karıştırdığı sayfaları?” 1904 yılında, Nabokov beş yaşındayken babasıyla birlikte deniz kıyısındaki bir kafede otururken yakınlardaki bir masada iki Japon subayının olduğunu fark ederler; Japonya Rusya’yla savaşıyordur ve bu çocukluk hatırasından geriye şu güçlü imge kalır: “Hemen kafeden ayrıldık; ayrılmadan önce dikiverdiğim bir bombe limon şerbetini, sızlayan ağzımda gizleyerek yürümüştüm.” Hafıza, bu sahnedeki limon şerbetini anımsamadığını itiraf ediyor (üzüntüyle).

Konuş, Hafıza’nın önemlice bir bölümü, Nabokov’un Birleşik Devletler’e geldikten sonra hep yakın ilişkide olduğu New Yorker dergisine yazılmış makalelerden oluşuyor. Ancak başlıkta ve kitabın giriş bölümünde de belirtildiği gibi, bu otobiyografik parçalar ‘tekrar ele alınmış’ halleriyle karşımızdalar. Bu da, Nabokov’un sevdiği tabirle söylersek, yeniden (ve yeniden ve yeniden) yazıldıkları anlamına geliyor. Nabokov’un kitabı, şimdiki zamanda yaşayan anlatıcının geçmişe attığı ‘bakış’lardan, yazarın retinasında çocukluğuna dair imgeleri yeniden şekillendirmesinden oluşuyor. Ailesiyle ziyarete gittiği bir malikâneyi anarken: “Üç genç adamın (yaşlarının toplamı benim şimdiki yaşıma eşit), evin sahibini ve adını bilmediğimiz iki yabancıyı izleyerek parka girdiklerini açıkça görüyorum,” diyor. Bir başka yerde, “beş dilde şifrelenmiş mesajları çözümlemekte uzman” olan (ve bir gün “göz açıp kapayana dek, ‘5.13 24.11 13.16 9.13.5 5.13 24.11’ sayı dizisini, Shakespeare’e ait ünlü bir monoloğun başlangıç kelimelerine çevirdiğini” anlattığı) dayısı Ruka’dan bahsedip onunla bir hatırasını şöyle hatırlıyor: “Duvar kâğıdındaki mavi gülleri, açık pencereyi görüyorum. Bu odanın yansıması, lime lime bir kitabın sayfalarında keyifle gezinerek, dayımın oturduğu deri kanepenin üstündeki oval aynayı dolduruyor.” [Nabokov söylemiyor ama dayısının çözdüğü şifreli monolog ‘to be or not to be’den (‘olmak ya da olmamak’) başkası değil.] Nabokov’un gördüğü şeyler arasında çocukluğunun oyuncak ve kitapları, Cambridge yılları, kelebeklere olan bilimsel ve edebî ilgisinin başlangıcı, babasına düzenlenen suikast ve 289. sayfada yer alan çok ünlü bir satranç problemi var.

Konuş, Hafıza’nın son bölümünde, Nabokov karısı Vera’ya şöyle seslenir: “Yıllar geçmekte canım ve artık, seninle benim bildiklerimizi hiç kimse bilmeyecek.” Çocukları Dimitri altı yaşındadır; (Rusya’da) komünistlerden (Almanya’da) faşistlerden kaçarak geçen 41 yıllık hayatının ortasında, Nabokov, karısı Vera ve oğulları, küçük bir bahçede yürürler. Karşılarında onları New York’a götürecek yolcu gemisi vardır. Hatırlar: “Hafızamdaki o bahçe, geçmişimin son hududunda ve şimdiki zamanın kıyıcığında, hiç kuşkusuz makbul çiçeklerin renkleriyle kolayca doldurabileceğim bir geometrik tasarım olabilirdi; şayet başından beri rahatsızlık vermediğim ve alçakgönüllülükle sözünü dinlediğim saf hafızanın sessizliğini bozacak kadar umursamaz davranmış olsaydım.” Bahse gireriz, Nabokov’ları bekleyen geminin ve bahçenin imgesi, Konuş, Hafıza’yı yıllar sonra yeniden okuduğunuzda, aklınızda sizi bekliyor olacak.

20 Ocak 2011 tarihli Milliyet Kitap'ta yayımlanan yazı.

5 comments:

Anonymous said...

Çok güzel, aydınlatıcı bir yazı yazmışsınız. Nabokov'un çok dilli bir yazar olduğunu biliyoruz. Bu kitabı da Türkçe mi yazmış acaba? Yoksa bir çeviri mi? Çünkü çevirmenden hiç bahsetmemişsiniz...

Kaya said...

Teşekkürler! Konuş, Hafıza'nın Milliyet'te yayımlanan künyesini buraya da aldım...

sairifilmenam said...

okuyorum ben de bu sıralar. çok dilliliğinin bizzat kendini ifade biçimi olduğu edebiyat-dışı yazma aktivitesinde de kendini belli etmiş. çok dilli, çok kültürlü, geniş açılımlı; elimde kalem, notlar ala ala okuyorum. bir otobüse lost adasında benetton reklamı çevirenler misali "bir gün bir türk, bir kürt, bir ermeni bir toplu taşıma aracına binmiş. 'öteki'ni anlayalım, sevelim" tezleri enjekte eden genç yazarlarımızın okuma listelerinde olması ve özümsenmesi gereken kitaplardan "konuş, hafıza." anlatma yollarını genişletmek, okuyucuların yorumlama ve hatta metne yenilik katma gücüne inanma adına. eline sağlık bu tanıtım yazısı için kayacığım.

Kaya said...

Notları sayfa kenarlarına mı alıyorsun, ayrı kâğıtlara mı? Şu Edebiyat Dersleri'ni de (Lectures on Literature) yayımlasalar keşke. Yazıyı beğenmene sevindim! Lost adasında hangi Nabokov kitabı okunmalı peki? Al sana yazı konusu. Ben Zafer (Podvig) diyorum.

sairifilmenam said...

Ayrı kağıtlara...Bir ıssız adaya düşseydim yanımda Pale Fire olsun isterdim ben. Edebiyat Dersleri için nüfuzunu kullanabilirsin yayıncılar üzerinde.