"Naipaul İstanbul'da olabilmeliydi"


Avrupa Yazarlar Parlamentosu'nun perşembe günkü açılışına damgasını vuran olay, Nobel ödüllü romancı V.S. Naipaul'un yaratılan atmosfer sonucunda Türkiye'ye gelmeyişiydi. Türkçe'de "Gölgenin Gölgesi" romanıyla tanınan, Granta dergisinin en önemli İngiliz romancılar listesine giren Hint asıllı İngiliz yazar Hari Kunzru, İngiliz PEN (Uluslararası Yazar Birlikleri) Başkan Yardımcısı sıfatıyla etkinlik boyunca Naipaul'un ifade özgürlüğünü savundu. Twitter'da yazdığı mesajlarla da dünya medyasının ilgi odağı olan Kunzru, Newsweek Türkiye'den Kaya Genç'in sorularını yanıtladı. 

- Genç: Parlamento'nun açılışında Naipaul'un ifade özgürlüğü için ilk siz tavır koydunuz. Sözleriniz ertesi gün önemli gazetelerin hepsinde alıntılanmıştı. Tam olarak neyi temsil ettiniz?
Kunzru: İstanbul Deklarasyonu'na girmesi için mücadele ettiğim görüşlerin, Britanya'da yaşayanların çoğunluğunun görüşlerini temsil ettiğini söyleyebilirim. İfade özgürlüğünün, bir grubun kendilerini rahatsız eden görüşlere karşı sahip olduğu haklara üstün olması gerektiğini düşünüyorum. Britanya'da dini konularda ifade özgürlüğünü sınırlandıran yeni yasalar var. Ben İngiliz PEN'in başkan yardımcısı sıfatıyla da buna karşı mücadele ediyorum. Naipaul İstanbul'da olabilmeliydi.


- Daha buraya yolculuk ederken takipçilerinize etkinliğin diğer onur konuğu Yaşar Kemal'in kitabını okuyacağınızı haber verdiniz. Nasıldı?
Uçakta başladım. İnce Memed'in ilk sayfalarını çevirdim ve kitabın çok heyecanlı olduğunu düşündüm. Harika bir öykü, İngiliz edebiyatındaki macera öykülerini, Robert Louis Stevenson'ı aklıma getirdi.

- Buraya gelseydi Naipaul ile kendisiyle aynı kuşağa mensup Yaşar Kemal'in sohbeti nasıl olurdu?
Maalesef Yaşar Kemal'le konuşamadım ama bence Naipaul'a oranla çok daha sert, erkeksi bir üslubu var. Naipaul ise yaralı, kırılgan bir yazardır. Bence İnce Memed'i okusa, Yaşar Kemal'in sert dünyası Naipaul'un gözünü korkuturdu.

- Orhan Pamuk ise Türkçe edebiyatın farklı bir yüzünü temsil ediyor.
Evet, onunla New York'ta tanıştım. Pamuk'la zaman geçirmek çok güzel, çok nüktedan bir yazar, hep şakalar yapıyor. Romancı olarak onun Kar kitabını çok önemsiyorum. Ayrıca sahip olduğu ünü, ifade özgürlüğü konusunda kullanmasını seviyorum.

- Parlamento'da en çok ilgi gören yazardınız. İngilizce yazmak avantaj mı?
Hem de nasıl. Anadilim küçük bir dil olsa şu anki kadar çok sayıda kişiye ulaşamayacaktım. Bu yüzden de çeviri çok önemli. Pek çok yazarın aynı şansa sahip olması da bütünüyle çevirmenlere bağlı, parlamentoda bunu dile getirdim.

- Parlamentoda dijital çağda edebiyat da tartışıldı. Okurla yazar ilişkisindeki yeni yöntemlere ne diyorsunuz?
Geçmişe oranla okurlarla iletişim kurmak çok daha kolaylaştı; sosyal medyayı çok kullanıyorum, bana ulaşmak oldukça kolay. Bana mesaj gönderip 'Şerefsizin tekisin' veya 'Berbat kitaplar yazıyorsun' diyen de çok oluyor. Bunlar önemli ama tutarlı eleştiriler yine geleneksel mecralardan, dergi ve gazetelerdeki eleştirmenlerden geliyor. En azından editörlerin ortaya bir argüman koymalarını bekliyorum; kitaplarım hakkında çıkan en iyi yazılar, onlar hakkındaki olumsuz eleştirilerdir.

- Telif hakları konusu da parlamentoda çok tartışıldı.
Evet, mesela yazdıklarımın yüzde 90'ı internette ücretsiz olarak var. Güzel bir nesne istiyorsanız, yani kitabı elime alayım diyorsanız sizden para istemek durumundayım ama metinler sizin, söylediğim bu.

- Yeni romanınız yanınızda mı?
Evet, bitmek üzere. Olaylar ABD'de geçiyor; sık sık Mojave Çölü'ne gidip araştırma yapıyorum, inanılmaz bir ortam. Çok tuhaf ve iddialı bir kitap oluyor. Varoluşa dair bir öykü; Tanrı kitapta önemli bir yer tutuyor. 18. yüzyıldan bugüne gelen bir roman; öyküler iç içe giriyor.

- Ülkenizde Muhafazakâr Parti de ifade özgürlüğü konusunda oldukça sorunlu.
Bu konuda sicilleri karışık. Üniversite ücretlerini yükselttiler ve buna karşı ayaklanan ve Parti'nin yönetim binasını işgal eden protestocuları desteklediğimi söylemeliyim; ekonomik krizden çıkmak adına kemer sıkma politikaları sıradan insanların aleyhine olacak biçimde uygulanıyor. Hükümet tahvil piyasalarında yaşanan zararı toplum olarak paylaşmamız gerektiğini söyledi. Oysa gerçekte böyle bir şey olmadığı ortada.

- Siz ücretsiz eğitim hakkından faydalanan son kuşağa mensupsunuz.
Üniversiteye beş kuruş para vermedim, üstelik devlet bana her ay yaşamam için para veriyordu. Ayrıca sosyal güvenlik sisteminin eski halinden de faydalandım. Yazar olarak beni ayakta tuttu. Ücretsiz eğitim konusunda, gelecek kuşaklar geçmiş kuşakların günahlarını ödüyor. Babyboomer (savaş sonrası doğan) kuşak, kendi aşırı harcamalarını karşılayabilmek adına çocuklarını soyuyor. Hep ifade özgürlüğünden bahsettik ya; bence öğrenciler, Britanya'da olup bitenlere gösterdikleri tepkide kesinlikle haklılar.

Newsweek Türkiye, sayı: 110

1 comment:

Anonymous said...

0