Büyükelçiye nanik



Anayasa reform paketi tartışmalarında 12 Eylül'ün gölgesi dolaşıyor ama bugün askeri darbeyi sert sözlerle eleştirenlerin 30 yıl önce seslerini yükseltmeleri hiç de kolay değildi. Kimisi askeri rejime uyum gösterdiği, kimisi hapse atılmaktan korktuğu için konuşmadı, konuşanların da başına gelmeyen kalmadı. 1985 yılında Türkiye'yi ziyaret eden iki büyük sanatçı, biraz da bu konuşamayanların sesi olmak istiyordu. İkisi de tiyatro yazarlıklarıyla 20. yüzyılın en etkili isimlerinden olmuş Arthur Miller ve Harold Pinter, bundan çeyrek yüzyıl önce Yeşilköy Havaalanı'na indiklerinde, dünyada Türkiye'yi çevreleyen sessizliği bozmak istiyorlardı.

"Satıcının Ölümü"nün yazarı, Marilyn Monroe'nun entelektüel aşkı, ABD'nin cadı avı meraklısı savcısı McCarthy'nin sanatçılara uyguladığı anti-komünizmin büyük düşmanlarından Arthur Miller'ın onuruna, dönemin ABD Büyükelçisi Robert Strausz-Hupe, Ankara'daki büyükelçilikte bir davet verdi. Miller'la birlikte İngiliz tiyatrosunun Samuel Beckett'tan beri en avangard ismi, "Doğumgünü Partisi" ve "Kapıcı"nın yazarı Harold Pinter da davetteydi. Yıllar sonra yapacağı Nobel Edebiyat Ödülü'nü kabul konuşmasında Irak'taki savaşın baş sorumluları olarak gösterdiği eski başkanlar Tony Blair ve George W. Bush'un yargılanmasını talep edecek olan Pinter'ın yanında ise dönemin muhafazakâr gazetesi Tercüman'ın yöneticisi Nazlı Ilıcak da bulunuyordu. "Onlara milliyetçi duygularla baktım, Türkiye'ye yaptıkları insan hakkı gezilerini oryantalist buldum" diye anlatıyor o geceyi Ilıcak.

Çevirmen, romancı ve prestijli İngiliz gazetesi Independent'ta köşeyazarı Maureen Freely'nin BBC prodüktörü Gemma Newby'le yaptığı ve 1985 yılındaki bu geziyi anlatan programın adı Büyükelçinin Resepsiyonu. Geçen hafta yayınlanan program, 25 yıl sonra dahi Türkiye'nin sıcaklığını hissettiği siyasi kabusun aktörlerinden bazılarını konuşturuyor.

Miller ve Pinter'ı Yeşilköy'de karşılayan ve onları "gezdiren" rehberleri, o günlerde 33 yaşında genç bir romancı olan Orhan Pamuk ile Boğaziçi Üniversitesi'nde ders veren ve Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye'deki temsilciliğini yapan Gündüz Vassaf'tı. Siyah, lüks bir araba içinde, hapis yatan, polis soruşturmasından kaçan yayıncılar, ressamlar, aydınlarla konuşmaya gittiler. Geçen haftaki kutlamalarda pankart ve billboard'larda gördüğümüz ünlü 1 Mayıs afişini de çizen usta ressam Orhan Taylan, tiyatrocu Ali Taygun gibi isimler, Barış Derneği Davası yüzünden hapis yatıyorlardı. İşkence ve kötü muamele yaygın, umutsuzluk baskındı. Pek çok isim işkence görüyor ancak ülkenin insan hakkı suçları dile getirilemiyordu.

Miller'ın onuruna verilen resepsiyonda ABD büyükelçisi, Türkiye'de yaşananları dile getirmeye cüret eden Pinter'a şöyle demişti: "Bu ülkede yaşanan gerçekliği anlamıyor gibi görünüyorsunuz. Sınırın hemen ötesinde Ruslar var. Siyasi, diplomatik, askeri gerçekliği aklınızda bulundurun." Bunun üzerine Pinter, "Benim bahsettiğim gerçeklik, taşaklarınıza verilen elektriğin gerçekliğidir" dedi ve resepsiyona katılanlar arasında soğuk bir rüzgâr esti. Büyükelçinin yalnızca bir "misafir" olduğunu hatırlatıp nazikçe kapı dışarı ettiği Pinter'a sadık dostu Miller da eşlik edecekti.

İngiliz dinleyicilere bu geziyi ve Türkiye'nin acılı tarihini anlatan programın yapımcıları Maureen Freely ve Gemma Newby geçen ay Cihangir Caddesi'ndeki Kaktüs'te oturmuş, beklenmedik bir güneşin altında, o gün konuşacakları isimlerin listesini gözden geçiriyorlardı. Birkaç ay önce Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi"nden yaptığı İngilizce çeviriyi yayımlayan, uzun yıllar Türkiye'de yaşamış olan Freely, bana İngiltere'de Türkiye hakkındaki fikirleri değiştirmenin zor olduğunu anlattı. Katıldığı tartışma programlarında Türkiye "çok iyiye giden bir turizm cenneti" olarak resmediliyormuş. Oysa o da ülkede yaşananların çok iyi olmaktan fazlasıyla uzak olduğunun gayet iyi farkında. Bir radyo programıyla, iki büyük yazarın hatırlattığı sert siyasi gerçekleri yarım saatliğine de olsa aktararak, Türkiye'ye yönelik bu turistik bakışın değişmesi için -buna ister eleştiri, ister saygısızlık, isterse Pinter'ınki gibi bir nanik deyin- elinden geleni yapıyor.

Newsweek Türkiye, sayı: 80

No comments: