Derviş Şentekin, Radikal Kitap
(5 Mart 2010)

Günümüzün 'Çehov'suz 'yazar'ı

Yarına kalacak mıyım? Bugünün yazarının kendine sorması gereken soru bu olmalı, desem... Son beş yıldan beri hızla ve ‘hırsla’ çoğalan ilk romanları heyecanla takip ediyorum. Bu beş yıl içinde yayımlanan birkaç yüz romandan 100’den fazlasını merakla okumaya başlamış, yirmisinin, bilemediniz otuzunun sonunu getirmiştim. Bu romancılardan birkaçının adını bir köşeye not almış, çıkaracakları ikinci romanlarını merakla bekler olmuştum. (Ne de olsa, bir yazarın üçüncü romanını beklemek gerek, derler.) Tamam, bu romancılardan birinin adını da hiç çekinmeden söyleyeyim: Hüseyin Kıran. Diliyle olduğu kadar kurgusuyla da insanı etkisi altına alan, sarsan bir eser yaratmıştı Hüseyin Kıran, Resul adlı ilk romanıyla... Macera’nın yazarı Kaya Genç’in ikinci kitabını da merakla bekleyenler arasındayım.

Peki bir türlü bitiremediklerim? Sözgelimi, Serdar Özkan’ın Kayıp Gül’ü. İlk yirmi sayfasını üç kez mi okudum, dört mü bilemiyorum ama sonrasını getiremedim. (İlk baskısı 2004 yılında yapılmış ama pek ilgi görmemiş bir kitabın 2009’da yüz binden fazla satması, önce şaşılası, sonra takdir edilesi bir durumdur.) Burada bir parantez daha açıp çağımızın okur ‘tip’inden bahsetmek gerekli mi, tam olarak bilemiyorum. “Ey ‘yüzbinler’! Bu kitap 2004 yılında yayımlandığında aklınız neredeydi?” diye sormak da var ama çağ postmodern çağ... ‘Ah minel postmodernizm’ deyip geçelim iyisi mi...

Soruyu bir kez daha hatırlatarak devam edelim: Yarına kalacak mıyım?
Fethi Naci, “Hangi Türk romanını okuduktan sonra bir kez daha okumak isteğini duydunuz?” diye sorar. Kendi adıma, Resul’ü bir kez daha okuyacağıma eminim. Macera’yı da...
İlk romanların birçoğunda göze çarpan ilk şey, yazarın ‘bir şey anlatmak’ isteği; büyük oranda yaşadıklarını ya da hayal ettiklerini kahramanları üzerinden anlatmak. Bir tür iç dökme.
Hiçbir itirazım yok; yazmak isteyen herkes yazmalı. İtirazım, görünür olmak için çırpınanlara. Kameralar orada dururken mürekkebe dalmalarına anlam veremiyorum doğrusu. Edebiyatın, özelde de ‘roman’ın başka bir şey olduğunu bilmiyor mu bu ‘yazar’lar? İyi niyetli düşünmek istiyorum ama yüzlerce ‘yazar’ımız için Susan Sontag’ın şu sözünü hatırlatmayı da boynumun borcu biliyorum: “Hiçbir yazar Çehov’suz yazar olamaz.”
Bu dönemde, nice ‘yazar’ın Çehov’dan bihaber olduğu da yazdıklarından gayet net anlaşılıyor.

No comments: