Hasan Bülent Kahraman, Sabah Pazar
(22 Şubat 2009)

Yeni edebiyatın soy kütüğünü okuyalım


Notos Öykü dergisi adından anlaşılacağı gibi kendisini öyküye adamış bir dergi. Bu çabası kutlanmaya değer. Türk edebiyatında öykü daima küçümsenmiş ağırlık her zaman romana verilmiştir. Oysa İngilizcede durum bunun tersinedir diyemesem bile bir yazarın gücü yazdığı romanlar kadar ortaya koyduğu başarılı öykülerle sınanır. Bugün de İngilizce harıl harıl öykü üretiyor ve eleştirmenler, dergiler bu yapıtları inceden inceye irdeliyor. Oysa Türkçede öykü gitgide unutulan bir edebiyat alanı. Şimdi öykü ağırlıklı bir derginin çıkması bu nedenle küçümsenmeyecek bir özveri ve iddiadır.

GELECEĞİN USTALARI
Buna rağmen bahsetmek istediğim asıl şey Notos'un son sayısında yayınladığı 'Edebiyatımızda Geleceğin Ustaları' başlıklı soruşturma. Ben bu tür soruşturmaları hem sever hem de daima onlardan rahatsızlık duyarım. Daima eleştirilecek bir yan vardır bu tür soruşturmalarda, açık bir nedenden ötürü: Soruşturmalar özneldir. Her soruşturma onun seçici kuruluyla ilgilidir. Bu defa da öyle.
İlan edilmiş seçici kurulda benim itiraz edeceğim isimler yer alıyor. Türk edebiyatı dendi mi akla gelen isimlerin hemen hemen hiçbirisi yok verilen listede. (Editör, bir çok kişinin yanıt vermediğini belirtiyor.) Oysa hiç tanımadığım bir dizi isim var. Onu geçip sonuçlara gelelim.
Her yanıyla kısa bir yazı içinde ele almak olanaksız. Fakat geleceğin ustaları listesine bakınca görülen tabloyu biraz şaşırtıcı buldum. Nedeni 'geleceğin ustaları' başlığını taşıyan bir kategoride mesela şair Küçük İskender'in 1964 doğumlu, yani 45 yaşında birisi olarak yer almasıydı. İskender'in edebiyatı biraz yeraltı kokar, ayrıksıdır, serttir ve daima gençtir. Çok severim. Ama İskender hâlâ bir usta değil midir? Listenin en yaşlısı ise 1962 doğumlu Ethem Baran (bazı yapıtlarında çok iyi ve çekici boyutlar var fakat bazı yapıtları onların bir hayli gerisinde).
İskender'i gene 1964'lü Ayfer Tunç, 1966'lı Barış Bıçakçı (iyi buluyorum) ve İnan Çetin, 1967'li Murat Gülsoy, Müge İplikçi ve Aslı Erdoğan izliyor. Yayınladıkları yapıtlar ve 'bilinirlikleri' itibariyle Tunç ve Bıçakçı'ya (ki, onu da çok seviyorum) bir şey diyemem ama Erdoğan da mı hâlâ 'umut vadeden' birisidir? Arkadan 1968'li Behçet Çelik, Sibel Türker (hakkında yazmıştım, son öykü kitabında bazı sorunlar vardı ama öyküyü sevdiği besbelli) ve Türker Armaner geliyor (çok dikkatle izliyorum ve yaptığı yüksek edebiyatı beğeniyorum).
Liste böyle uzayıp gidiyor. 1970'lerden Ahmet Büke, Murat Yalçın, Ayhan Geçgin (ilk yapıtı ikincisinden çok daha iyiydi), Elif Şafak (bunca yapıt ve tartışmadan sonra hâlâ mı 'geleceğin ustası' olarak görülüyor?), Karin Karakaşlı, Sema Kaygusuz (ikisi de bence artık yerleşik yazarlardır) Abdullah Ataşçı, Şebnem İşigüzel (bence yine bir haksızlık; evet, son romanı bence sorunluydu ama gerek öyküleri gerekse diğer romanlarıyla 'gençlik' sınırını aşmış kabul edilebilecek bir yazardır), Murat Uyurkulak (hele ilk romanı Tol'a bayılmıştım), Faruk Duman ve Yavuz Ekinci var. Ekinci 1979 doğumlu. Listede 1980'lerden öteye giden yazar yok. O yıllardan da bir tek 1981 doğumlu Kaya Genç (ilk romanı usta olacağının sinyalini gerçek manada vermektedir) yer alıyor.

İSKELET VE OTOPSİ
Burada kronolojik bir düzen içinde itirazlarımı belirttim. Semih Gümüş de yazdığı sunuş yazısında bu gençlik meselesine ve diğer sorunsallara değiniyor. Yaş ortalaması 37.7 olduğunu o da belirtiyor ama sırlamanın alınan oy sayısını yansıtıp yansıtmadığını açıklığa kavuşturmuyor. Öyle olduğunu varsayıyorum ve bu durumda ilk sırada Sema Kaygusuz son sırada da Kaya Genç var.
Bence edebiyatta gençlik sınırı 30-35'tir.
Bir insanın yeni yayınlamaya başlaması geleceğe dönük bir umut belki belirtir ama ona çok katılmıyorum. Çünkü niteliktir önemli olan ve aranan da gençlik yapıtıyla yazarın ne ifade ettiğidir. İkincisi geleceğe kimlerin kalacağını bilmek de seçmek de zor.
O noktada iş edebiyat tercihine dönüşüyor.
Bence devam ederler ve direnirlerse Armaner- Bıçakçı-Uyurkulak-Genç daha öncü ve güçlü bir edebiyatın isimleri olarak kalacaktır.
Diğerlerinin çok önemli bir bölümü zaten yerini almıştır, kendi kuşağı ve dönemi içinde.
Son olarak iki şeyi belirteyim. Birincisi bu listede benim eksik gördüğüm Semra Topal (en çok önemsediğim yazarların başında geliyor, onca zorluklarına karşın) ve Osman Akınhay'dır -eğer yaş meselesi sorun teşkil etmiyorsa (ayrıca yayınladıklarından daha fazlasını biliyorum, okudum). İkincisi, işte bir liste ve Türk edebiyatı beğenelim beğenmeyelim böyle bir nabza sahip. Mesele bunların hangisini tanıyıp tanımadığımız, okuyup okumadığımızdır.
Bu nokta önemli. Çünkü böyle bir listeden sonra ortaya çok ciddi bir soru olarak şu çıkıyor: Kabul edelim bu listeyi, o zaman bu listenin işaret ettiği edebiyat sosyolojisi nedir, neye karşılık geliyor? Kimdir bu yazarlar? Ortaya koydukları yapıtlar Türk edebiyatında ne tür bir dönüşüm gösteriyor, nasıl bir belkemiği ortaya koyuyor. Eğer geleceğe kalacaklarsa gelecekteki Türk edebiyatının yapısı ve özellikleri için ne söylenebilir? Bu yazarların okunma potansiyelleri nedir, kim nerede durmaktadır, kim ne türden bir okur kitlesine sahiptir? En büyük yararı soruşturmanın bize bu soruları sordurmasıdır. Türk edebiyatının belli bir kesitinin iskeleti masanın üstündedir. İş otopsi'ye kalmıştır! Onu da fırsat buldukça Mesele ve Varlık dergilerinde yapıyorum.

No comments: