Said Aydın, Kitap Zamanı
(Ocak 2009)

Romanların ilk cümleleri, malumumuz olduğu üzere, önemlidir. Her romanın ilk cümlesi, o romanı yazan tarafından da ayrıca önemseniyor olsa gerektir.
Yazarının dört şehir ve üç ülkede yazmış olduğu bir romanın ilk cümlesini okurken, yine aynı yazarın bu “ilk cümle” hadisesine dair bir şeyler söylemiş olması, neresinden bakarsak bakalım, enteresan ve kısmen şaşırtıcı bir detaydır. Bu, okuyanın farkındalığının farkında olan bir yazarın “giriş”idir. İşte o ilk cümle: “Bazı hikâyeler, kitaplar vardır, daha ilk kelimesinden, ilk sayfasından, kapağından, onları duyduğumuz ilk andan itibaren yakamıza öfkeli bir kabadayı gibi yapışır ve kendilerini okuyan, dinleyen kişiyi bir ömür boyunca rahat bırakmayı kesinlikle reddederler.” Yükleminin “reddetmek”, öznesinin “bazı hikâyeler, kitaplar” olduğu ve içinde üç kere “ilk” kelimesinin geçtiği bu cümle, semantik bağlamda, üzerine konuşuyor olduğumuz kitaba dair önemli izdüşümleri kaydetmemize yarayacak.

1981’de İstanbul’da doğan, Universiteit van Amsterdam’da İngiliz Edebiyatı okuyan ve halen İstanbul Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Kaya Genç’in ilk romanı, Macera adıyla YKY tarafından yayımlandı. Genç’in “yayın” ile olan ilişkisi bu kadar değil; Sabah gazetesinin kitap eki editörlüğünü yapan Genç’in İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Robert Louis Stevenson, Oscar Wilde ve Grossmith Kardeşler’e ait roman çevirileri de mevcut. Girişte sözünü ettiğim dört şehir ise şunlar: Lahey, Münih, Amsterdam ve İstanbul. Üç yılda yazılmış bu kitabın kapağı, yazarın ilk cümlede sözünü ettiği bir “öfke”yle yakaya yapışan cinsten: Esniyor olduğu izlenimi veren bir köpeğin dışarıya taşmış dili ve dişleri “rahatsız” ediyor bakanı.

22 Kasım 2008 tarihli Sabah gazetesinde, Macera için “[Y]ola yapmak için değil, yıkmak için çıkmış bir roman. İngiliz romanının temelini oluşturan macera hikâyelerinden gerçekçi 19. yüzyıl romanlarına dek, yazarların kullandıkları, arkasına gizlendikleri, benimsedikleri veya ironisini yaptıkları sesler, kendisi de bir macera hikâyesi olan bu kitapta, bir kâbus gibi yan yana geliyor, iç içe giriyor, birbirine karışıyor ve iktidarını yitiriyor...” denmiş. Sözünü ettiğimiz “reddetme” temelli okumayı destekleyen bu tespitler, Genç’in ithafı ve ithafın altındaki sözleriyle de örtüşüyor. Kitap, 1871’de iktidarı ele geçirip, üç ay boyunca kendi yönetimlerini kuran Fransız devrimcilerine ve 25 yaşındaki Yelin’in gülümseyişine ithaf edilmiş. Hemen altında da, yine eğik yazıyla tertip edilmiş ve hepsi ünlemle biten altı cümle var: Üç kere “kahrolsun”, üç kere de “yaşasın” diyor Kaya Genç girişte. Bunlardan biri “Kahrolsun uzlaşma!” cümlesi. Postmodern zamanlar olduğuna ikna edildiğimiz ve tersine sloganlar üretilerek, “slogan”ın en hafif tabirle tu kaka edildiği bugünlerde, kitabın girişinde “slogan” atma cesaretine sahip bir ilk kitap sahibi Kaya Genç. “Selam verme - selam alma”nın hâlâ önemli olduğunu düşünenler varsa, Macera’nın yazarının selam ettiği bir topluluk olmalı bir yerlerde.

Okurla kitap arasındaki mesafe

Macera’ya dair söylenen “iktidar yitimi”, okuyucunun kitapla arasındaki mesafenin yazar tarafından sıklıkla belirtilmesi yöntemiyle de kuruluyor. Yazar muhatabına mütemadiyen okuduğu şeyin bir kitap olduğunu hatırlatıyor. “İroni” demek en kolayı ama bazen demeden de olmuyor. İkinci Yeni’den söz ederken, sıklıkla başvurulan sözlerden biridir “humor”. Bu roman için de rahatlıkla denebilir ki, dalga geçmek ile humor arasındaki salınımlı çizgiden güçlü bir ses var içinde. Romanın “kahramanı” Gündüz de, araya giren anlatıcı da, Emre de, mavi pijamalı sakallı da, Sahip de zekâ ile düzlük arasında, tercihini zekâdan yana kullanan konuşmacılar oluyorlar roman boyunca. Biz o esnada, romanı “İstanbul’un zengin semtlerinden birinde” geçiyor sanıyorken, anlatıcı araya giriyor ve müstehzi bir ifadeyle “Biraz önce tarif edilen kumsal sahnesi Türkiye’de değil, İspanya’da geçmekteydi.” diyor örneğin. “Salgının başlangıcı - Çam yarması ve kötü kalpli diktatör - Köpekten ağaca dönüşmenin zararları” gibi üst başlıklardan birini okuyunca, başlığın metinle bir ilişki kuramayacağını sanıyoruz, oysa bu uzun ve bir roman için alışılmadık ara başlıkların, devamındaki metinle şaşmaz bir bağlantı kurduğunu da roman ilerledikçe anlıyoruz. Demiştik, nereden bakılırsa bakılsın, “ilginç” bir roman bu. Kapağıyla, ithafıyla, ara başlıklarıyla, anlatıcısıyla, kahramanları ve karakterleriyle, kurgusuyla, derdiyle…

Bir internet sitesinde “Kaya Genç ne yapıyor?” başlıklı bir metnin sonunda “Onlar için sanatçılık bir meslek ve bu toplumda sanatçılık, gerçekten de bir meslek. Ama öyle olmamalı. Bu cümleyi bitirip elime bir balta alıyorum, o baltayla ortalıkta bir savaşçı gibi koşturacağım.” diyor Genç. “Öfke” her zaman ele bulaşmaz elbet.

No comments: