Refik Durbaş, Sabah Kitap
(21 Ocak 2009)

Ey okur! İşte sana macera...

Bir ilk roman olan Macera'daki olaylar bir meddahın yapacağı şekilde anlatılmış. Kitap aynı zamanda tefrika geleneğini de yeniden canlandırıyor


Behçet Necatigil'in dediği gibi, açılır parantez doğum tarihi, kapanır parantez ölüm tarihi, işte budur ömrün hikayesi... Ama sözü konusu bir şairin hikayesi ise sözcüklere cila vurmakta mahsur yoktur. Çünkü "ne de olsa şairlere edebiyatımızda gerekli önem verilmemiştir hiç." Fakat şairin yazdığı şiirler o kadar sıkıcı, tekdüze ve renksizdir ki, annesi bu şiirleri okuduğu akşam, "sessizce esneyerek gözlerini bir anlığına yummuş ve gözkapaklarını yeniden kaldırdığında, kendini bir hastane koğuşunda, tek başına yatarken bulmuştur."

ŞAİRİN KALEMİ
Şair, annesinin ölümünden sonra ucuz bir dolmakalem alır. "Çocukların kardan adamların boynuna kırmızı atkılar doladıkları bir gün," şair bir kahveye girer. Bir adam kalemini sallayarak televizyonda bir şeyler anlatmaktadır. Şair, bir kendi kalemine bakar, bir adamın elindekine. Ve birden yumruğunu bütün gücüyle televizyonun ekranına indirir. Hikaye anlatmak da şairin alışkanlıklarından biridir, mesela şöyle: "Sabah olanları gördünüz mü? Ben gördüm, size anlatayım. Uyandığımda radyoda dediler ki, dün akşamdan itibaren şehrin dört bir köşesinde, boyunlarında, kollarında, dizlerinde, ama özellikle de boyunlarında kara lekelerle insanlar hastanelere koşmaya, sonra da boş muayenehane odalarında patır patır ölmeye başlamışlar. Şimdiye kadar, yani ben kapıyı açmadan beş dakika öncesine dek, toplam ölü sayısı yüzü geçmişti. Gökten yağmur gibi ölü yağdığını söylediklerini de duydum, yeni doğurdukları bebeklerinden ayrılmak zorunda kalan zavallı anaların hikayelerini de... Bu konuyla alakalı bir şiir de yazdım. İsterseniz size okuyayım."

MEDDAH GİBİ ANLATMIŞ
Şair, konu ile "alakalı" şiirini okuyamaz, ama "macera" bütün hızı ve şiddeti ile devam edecektir Kaya Genç'in aynı adı taşıyan romanında... Genç, Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan Macera romanında yukarıda bir "kıssa"sını özetlemeye çalıştığım gibi, fantastik ile fanteziyi harmanlıyor. Macera'nın kahramanı genç Gündüz'ün akşamüstü karanlığında bir kitapçı dükkanında başlayan yolculuğu İstanbul'dan Afrika kıyılarına uzanacak; Kaya Genç ise hem romanın kahramanı, hem anlatıcısı olarak Gündüz'ün maceralarını okurlar ile paylaşacaktır. Çünkü hikayeyi yazmıyor Genç, bir meddah tavrıyla anlatıyor. Anlatırken de Define Adası'ndan Ahmet Mithat Efendi'nin "kari"lerine nasihatine, göndermelerde bulunuyor. "Sevgili dostlar", "münasebetsiz yazarlar", "ey sevgili okur" diyerek okuyanın ilgisini taze tutmayı hedefliyor. Romanın bir özelliği de "tefrika" geleneğine yaslanması, ki bu da okur "merak"ının canlı tutulmasının bir göstergesi... Adı ile müsemma Genç'in bundan yazacakları şimdi ve artık merak çemberindedir. Macera ile de bunun işaret fişeğini ateşlemiştir çünkü...

No comments: