Murat Tokay, Zaman Gençlik
(21 Aralık 2008)

Roman kafa ütülememeli

Kaya Genç bir edebiyat eleştirmeni. Sabah Gazetesi kitap ekinin editörlüğünü yapıyor. İstanbul Üniversitesi doktora öğrencisi. 1981 doğumlu Genç, ilk romanı Macera'yı yayımladı. Genç; Lahey, Münih, Amsterdam ve İstanbul kentlerinde üç yıllık notlarla tamamlamış 411 sayfalık kitabını.


Genç, romanında, estetik, güzellik ve edebiyat uğruna her tür korkunç görüşü meşru gösterebilen romanların seslerini tekrarlıyor ve bu sesleri imha etmeye çalışıyor. Macera, alışıldık formların dışında bir roman, klasik anlatım tekniklerini güldürü öğesini kullanarak iğneliyor. "Kahrolsun yerleşik kültür! Kahrolsun uzlaşma! Kahrolsun popüler sanat! Yaşasın edebiyatın radikal deneyleri!" diyor. Yazara göre elinize aldığınız roman, eğer size bir "tehlike duygusu, anlaşılmazlık, yabancılaşma, garipseme, 'Bu nedir ya?' fikirleri" vermiyorsa alışıldık bir şey okuyorsunuzdur. Kültürel sorunları, ilişkileri, siyaseti, cinayeti bildiğimiz şekilde işleyen bir kitap okuyunca rahat ediyoruz. Ama yeni, kışkırtıcı bir şey bizi korkutuyor. Genç, romanında "kafa ütüleyenlerle" dalgasını geçiyor.

Kahrolsun popüler sanat, yaşasın radikal edebiyat!
Kaya Genç, ilk romanı Macera'yı yayımladı. 23 yaşında Amstertam'da yazmaya başladığı romanı üç yılda tamamlayan Kaya Genç, bir edebiyat eleştirmeni. Sabah Gazetesi'nin kitap ekinin de editörlüğünü yapan Genç, şu sıralarda İstanbul Üniversitesi'nde doktora öğrecisi. Bunların yanı sıra roman çevirileri yapıyor, edebiyat üzerine deneme ve inceleme yazıları yayımlıyor. Kaya Genç, bu ilk romanında, estetik güzellik ve edebiyat uğruna her tür korkunç görüşü meşru gösterebilen romanların seslerini tekrarlıyor, yükseltiyor ve modernist kitaplarda yapıldığı gibi bu sesleri imha etmeye çalışıyor.

Bir edebiyat eleştirmeni olarak tanıdığımız Kaya Genç'in roman yazma macerası nasıl başladı?
-Ben 15-16 yaşımdayken kız arkadaşım en çok Oğuz Atay isimli birini seviyordu. Bir kıskançlık mı merak mı, böyle şeyleri kendi kendisine anlaması zor insanın ama, onunla birlikte, daha çok onun almasıyla, 'oku oku' demesiyle ben de önce karıştırmaya diyelim, sonra ciddi ciddi okumaya, en sonunda da başka şey yapmamaya başladım. Roman yazmaktan bahsederken başlangıç noktası burası, ciddi biçimde okumak yani ve üzerinde oynanacak, incelenecek malzemeyi tanımak. 23 yaşımdayken Amsterdam'a gittim ve burada kitabı yazmaya başladım. Tek işim orada 19. yüzyıl romanları okumaktı ve asıl bu kitabı yazmaktı.

Kitabın girişinde iddialı bir ithaf var: Kahrolsun yerleşik kültür! Kahrolsun uzlaşma! Kahrolsun popüler sanat! Yaşasın edebiyatın radikal deneyleri! Yaşasın hayal gücünün düzen kabul etmeyen yapısı! Yaşasın eski usullerin devrimci yöntemler için kullanılarak yok edilişi!" Niçin böyle bir girişe ihtiyaç duydunuz?
-Orada saf ve öfkeli, içten biçimde bir duygu var. Çocukluğumuzda, üzerimizdeki eğitim süreci en fiziksel olarak, yani okulla devam ederken bir sürü saçma şey, yasak, haksızlık, adaletsizlik, kötülük vardır ki biz onlara isyan ederiz, nefret ederiz, belli kişilik tiplerine kızarız, bazı değerler ise kutsal olur. Sonra hayat bunları yumuşatmayı öğretir bize, ama büyük, en güzel kitaplar tam tersini söylüyor; mesela Jane Austen okuyunca özellikle genç kız karakterler vardır, müthiş hayalgüçleri ve isyan duygularıyla onları kitaptaki olgun tipler küçümser. Ben kitapta söylemek istedim ki önemli olan o ilk gerçek duygulara sadık olmaktır ve bize olgun biçimde laf söylerken aslında kafa ütüleyenleri ciddiye almamayı öğrenmektir. Kitabın ithafı bunu dile getiriyor.

Bu kışkırtıcı ifadeler romandan beklenti çıtasını yükseltmiyor mu?
-Bir roman aldınız elinize ve eğer bir tehlike duygusu, anlaşılmazlık, yabancılaşma, garipseme, 'bu nedir ya?' fikirleri, bunları kitap size vermiyorsa alışıldık bir şey okuyorsunuzdur. Alıştığımız türler var, kültürel sorunları, ilişkileri, siyaseti, cinayeti bildiğimiz şekilde işleyen bir kitap okuyunca rahat ediyoruz ama yeni, kışkırtıcı bir şey bizi korkutuyor. Benim kitaptaki beklentim dille ilgili her şeye okuyan kişiyi yabancılaştırmak ama bunu bir hikâye ile, sürükleyici biçimde yapabilmekti.

Macera, niçin yapmak için değil de yıkmak için yola çıkmış bir roman?
-Elbette yıkım süreçleri de, yok etmek üzerine hazırlanmış projeler de insan aklının büyük eserleri. Çok büyüleyici bir biçimde görüyoruz ki ancak yıkıcı olan, yıkacağı şeyi en iyi anlayan, onun içine en iyi giren oluyor. Tarihte siyasete bakın, çevrenizde en yakındaki arkadaşlık ilişkilerine bakın; tam düşmanlık, kırılma noktalarından önce iki taraf birbirine en yakındır. Edebiyatta da bu önemlidir ve parazit gibi bir dünyaya girip ondan beslenip onu yok etmek pek çok yazarın yaptıkları şey oldu.

Romandaki Gündüz'ün edebiyat tarihi hakkındaki görüşleri Kaya Genç'e mi ait?
-Macera'da sürekli ahkam kesen bir anlatıcı var. Onun sesi tanıdıktır, okuldaki hocadır, devlet dairesindeki görevlidir, siyasetçidir, kafa ütüleyici biridir. Onun görüşlerinden çok nasıl kendine güvenip bu pek çok farklı konudaki görüşü ifade ettiği önemli. Biz pasif biçimde dinlemeye alışığız, çünkü kendini gizleyerek bu otoriteler konuşmaya devam ediyor. Ben bu seslerle oynadım, edebiyat tarihi üzerine kesilen ahkamlar da, diğer konularda da, bu sesini bozduğum kişilere ait diyelim.

Roman sanatını sorguluyorsunuz. Bunu yapmak için niçin romanı seçtiniz?
-Yazmak öncelikle yazmakla ilgilidir. Bir resmin mesela düşünün gerçek hayattan önce renklerle ilgili olması kaçınılmazdır ya, kitaplarda da böyle ama bunu bazen unutuyoruz. Kitaplar en saf biçimde okuyup bize inandığımız hikâyeler veriyor, aidiyet hissi sağlıyor, ideoloji dayatıyor, bunlar var. Ama bunu bir görünmezlikle yapıyor, Amerikan filmleri gibi, yönetmen var ve film çekiliyor, aslında her şey sette oluyor, bunları unutuyorsunuz. Bu sanatçının başarısı ama izleyicinin felaketidir. Yalan dinlemeyi, yalanlara inanmayı, kendi kendimizi ve başkalarını kandırmayı nasıl öğreniyoruz, sorgulayıcı bir kitap bunu bize gösterebilir.

Macera, bir macera romanı değil. Bir çırpıda okunmuyor. Bölümler farklı biçimlerde kaleme alınmış. Aynı zamanda zor bir iş. Üslubu nasıl oluşturdunuz?
-Üslup bir parodidir, hani bir amca vardır ve çocuk onun konuşmasını akşam evde taklit eder. Ederken iyi taklit etmeye çalışır ama çocuk amca olmadığı için ister istemez güleriz, çocuğun amca sesi çıkarmaya çalışması komiktir diyelim. Macera da biraz böyle. Anlatıcının ses değiştirmelerine, çekmeye çalışıp çuvalladığı numaralara gülüyoruz. Okurla bir olup yazara gülüyoruz, onun bütünlük oluşturma, ikna etme çabalarına gülüyoruz biraz acımasız biçimde...

Kaya Genç, kimleri beğenir, kimleri okur?
-Neredeyse herkes gibi ben de her gün çok fazla şey okuyorum, tabelada yazan isimden reklam panosuna, gazeteden televizyondaki altyazıya, kitaba bir sürü şey, bunların listesini yapmak ilginç olur. Mutlaka roman diyeceksek, en ilginç bulduğum ve defalarca okuduğum yazarlar James Joyce, Laurence Sterne'dür, ama ayrım yapmadan magazin gazetesinden Ortaçağ çoban şiirlerine her şey ilgimi çekiyor. Çok hiyerarşik düşünmeyi bu konuda sevmiyorum.

Bir genç, okuma serüvenine romanla mı başlamalı?
-Okuma eylemini bir serüven, macera olarak adlandırmak hoş, kitap da biraz bununla ilgili. Sanırım ilk gazetelerin köşe yazarlarıyla 'takip eden' okurlara dönüşüyoruz, kültürde köşe yazarlarının böyle bir etkisi var, ister istemez onlarla başlıyoruz. Romancı Marcel Proust bir yerde der ki keşke gazeteler o saçma magazin hikâyeleri yerine Pascal'ın düşüncelerini her gün yayımlasa. Gazete okumak da zevkli ama gençken okuması en zevkli kitaplar, gemisi batmış denizci, şatoda tutsak kız, aynanın içine giren çocuk, bu tür okuyanı büyüleyen romanlar. Sonra okumak da zevkli ancak bu tür maceraları 12-13 yaşlarında okumak samimiyet açısından gerekli.

No comments: